Polonezköy – Country Club / Piknik Park

Hafta sonu hazır bahar, havalar güzel, güneş yakmazken çocuklara bir çiftlik havası aldırmak namına gidilmesinden maaile zevk alınacak bir ortam. Benim anladığım bir zamanlar çok iyi düşünülmüş, hatta iyi uygulanmış bir projeymiş. Ama uzun zaman bakımsız kalmış, eskimiş ama geçen seneye oranla bir hayli elden geçmiş toparlanmış…

Etrafını orman çevrelemiş, envai çeşit hayvan, hayvanat bahçesinden aşağı kalır tarafı yok. Aşağıda gölette sandal sefası, hamaklarda şekerleme, çocuklara oyun alanları… O kadar geniş bir araziye yayılmış ki pazar günü kalabalığı bile bizi rahatsız etmedi.

Bu sefer gittiğimizde lama, koyun, tavşan, tavuk, horoz, pony bir sürü otlakçıyı da salmışlar, otururken yanında biri hırt hırt otları yoluyor.

Yeme içme namına, bir pastane ve bolca mangal yeri var. Mangalı, korlanmış kömürü, eti meze oradan alınıyor, ‘kendin pişir kendin ye’. Neticede Polonezköy meydan yürüme mesafesi o mevkide hiç sanmıyorum aç kalınmaz zaten…

http://www.piknikpark.com/

,

Yorum yapın

Çocuklara kitap seçerken

İlk dönemler daha çok sağlıklı boya, zararlı kimyasallar vb kriterleri göz önünde bulundurup göze en hoş görünen, renkli oyuncaklı kitapları tercih ediyordum. O zamanlar kitap, diş kaşıma aracı ve el oyalayacak oyuncak niteliğindeydi daha çok…

İkinci aşamada, yayın evi serilerini takip eder olduk. İş Bankası, Yapı Kredi vb., tabii daha Mavi Bulut ve Marsık gibi çocuk yayınları üzerine ustalaşmış yayın evlerinden haberdar değildim… Hatta İş Bankası Yayınlarından Pocoyo yu tanıdık. O zamanlar onun bir çizgi film karakteri olduğunu da bilmiyorduk, sonrasında youtube da karşılaştık… Ama Calliou da tersi olmuştur, televizyonda tanıyıp, kitaplarını da hafif ve tanıdık olması sebebiyle özellikle seyahatlerde yanımıza almayı tercih ettik.

Sonra ‘İyi Cüceler’ diye masalsı kitapçıyla tanıştık… Oradakiler bize kitap seçerken nelere dikkat etmemiz gerektiğini gösterdi. Her şeyden önce www.birdolapkitap.com la tanıştırdı.

Mesela işlevsel kitapların farkını anladım, bezi bırakmak, yatıp kendi başına uyumak, karanlıktan korkmak, kaybolmak vb konularda çocuğa kendi yaşadıklarının normal olduğunu gösteren, kılavuzluk eden dönemsel fayda sağlayan kitaplar. Bunların iyisini bulmak hakikaten zor oluyor, çünkü çoğu didaktik, sıkıcı bir hikaye içinde işlenebilmesi zor konular…

Onun dışında yurt dışında ‘çok satanlar’ listesinden tercüme edilenler var. Ki bunları bulunca hemen almak lazım sonrasında bulmak bir hayli zor oluyor. Burada tabii ki yazardan da bahsetmek gerek. Mesela bizim ilk favori hikaye kitabımız ‘Pırtık Tekir’, herhalde milyon bin kere okudum. Sonrasında yazarı (Julia Donaldson) ve çizerini (Axel Scheffler) takip edip ‘Tostoraman’, ‘Tostoraman’ın Yavrusu’, ‘Zogi’ ye sardık. Hepsi de farklı dönemlerde favorimiz oldu…

Ama iş tercümeye gelince, bazen yazardan ziyade tercümanın önemli olduğunu anladım. Bir arkadaşım Tostoraman’ın orjinalini getirdi ‘The Gruffalo’, tercümesi/Türkçesi daha melodik ve akıcı (Yıldırım Türker). Gerçekten hayretler vericiydi, ikimizde bu karşılaştırmadan etkilendik.

Mesela ‘Mucit Dedemin Müthiş İcatları’ Şiirsel Taş tercüme etmiş, bizimkini çok eğlendiren, güldüren bir kitap oldu. Sonrasında Şiirsel Taş ismi akılda kalıcı olduğu için ‘Kim Korkar Mavi Kurttan ’ görünce hemen el attım. Henüz 3 yaş için uzun bir kitap olmasına rağmen sonuna kadar zevkle dinledi. Benim de favori kitaplarımdan biri oldu. (bu kitaptan kesinlikle güzel bir Tim Burton filmi çıkar)

Şimdi ise çizerin ne kadar önemli olduğunu anladım. ‘Korky Paul’ zaten kitap kapağının tepesinde ‘bu bir Korky Paul resimli kitabıdır’ yazıyor. Adam nasıl bir illüstratör ise yazarı, yayın evini herkesi ezmiş. Çocuk kitabı diye de sanmayın Walt Disney varı güzel gözlü ceylanlar, hokka burunlu kızlar… Bildiğin kıllı çirkin bir cadı, korkunç bir kadı, şapşal kedi… Tiplerin çirkin olduğu kesin ve korkunç da sayılabilirler. Hatta bir anne baba figürü çizmiş ‘Usta Balıkçı Çiko’ kitabında, metinde hiç o tip bir ibare olmamasına rağmen aşağılık, felaket tipler, okumasam kendi çocuklarından nefret ediyorlar sanırdım.

Ama mıknatıs gibi çekiyor çocukları bir okuyan seriyi tamamlamadan bırakmıyor. Kitapçıya giriyoruz hangi kitabı istersinin cevabı, bende Sakar Cadı Vini nin Kış Macerası, Yaz tatili yok, (kitabın arkasında diğer kitapların minik kapak resimlerini koyarlar ya onu gösterip) bir de ben şunu tanımıyorum ondan istiyorum… Bir de çizer akıllıca bir iş yapmış, çizdiği diğer kitap kahramanlarını ufak da olsa her kitabına serpiştiriyor. Mesela Genç Nasrettin, Sakar Cadı Vini nin bahçesindeki kalabalıkta var. Aynı şekilde Vini de Nasretin’e borç para veren arkadaşlarından biri oluveriyor. Bunu ben kitap okurken fark edemiyorum ama dinleyici hemen ‘aaa Vininin orda ne işi var?’ deyiveriyor….

Şimdilik işimiz kolay gibi kitapçıda sayfa karıştırıp hikayeyi az çok anlıyoruz, üç gün sonra resimlerde azalacak nasıl seçeceğiz…

Yorum yapın

Bebeklere yüzme dersi

Bizden geçti ama gene de yazmaya değer buldum…

Bebeklere yüzme dersi İstanbul’da da verilmeye başlanmış…

Aslında uzun zaman önce değil ama bizimki bebekken olmamasına üzüldüm açıkçası… Aquababies diye bir program bu… Aslında, suyun altında nefes tutmak gibi doğal bir bebek becerisini köreltip, unutmadan kullanmaya devam etmesini sağlıyor… Kendi sitesinde şöyle anlatmış:

‘Bebekler doğduklarında dalma refleksini kullanarak suyun altında nefeslerini tutabilirler. Aquababies programı bu doğal refleksi kullanıp bebeklerin suyun içinde kendilerini güvende hissetmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Bebekler, nefes tutma egzersizlerine kelime bağdaştırma yöntemi kullanarak başlıyorlar. Bu şekilde yüzleri suyla temas ettiğinde doğal nefes tutma refleksini kontrol etmeyi öğreniyorlar.’

www.aquababies.com.tr

,

Yorum yapın

Pankek annelere, çocuklara

Bir sürü tarif denememize rağmen şöyle cafelerdeki gibisini yapamamıştık… Sonunda oldu hatta esmer unla da yaptık …

Malzemeler:
1 yumurta
1 su bardağı un
3/4 su bardağı süt
2 tatlı kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karbonat
2 kaşık zeytinyağı

Yumurta, şeker ve tuzu çırp.

Sütün içine elenmiş unu ve karbonatı eklenip karışıtır, içine çırpılmış yumurtalı karışımı da ekle, iyice çırp…

Bu malzemeyi bir kaşık yardımıyla tavaya dök. İster minik minik 3 4 tane, ister büyük tek bir tane olsun…

Fakat tavaya dökmeden önce yapışmaması için yağla…

Pankeklerin üstü kabarcıklı olduğunda spatula ile ters çevirip altını da pişir. Pişen pankekleri üst üste diz…

Peynir, reçel, bal, nutella, krema meyve, toz şeker, mapel şurubu vb süslenip kahvaltıda veya ikinde de afiyetle yenir…

,

2 Yorum

Babalara ikinci ağızdan öğütler

Kimsenin içinden nasıl bir anne/baba çıkacağı önceden kestirilemiyor. Çocuk olduktan sonra da bunu tartışma zemini kimi durumlarda yaratılamıyor.

Bunun üzerine, fikirlerimi destekleyen kaynakları eposta yoluyla iletmek cazip bir anlatım biçimi halini aldı.

Aşağıda, kaynak gösterdiğim ‘Çocuk Genç ve Aile Danışmanlık Merkezi, Ekip Norma Razon’un sayfasından alıntı iki makalenin sadece bizim için önemli gördüğüm bölümlerini yazıldığı gibi birebir ekliyorum …

…. Aslına bakarsanız iyi bir baba olmanın sırrı eşinizin iyi bir anne olmasına, iyi bir anne olmanın sırrı ise eşinizin iyi bir baba olmasına bağlıdır. Aile içindeki rollerin dengeli dağılımı ve çocuğunuz için uygun rol-modeller olmanız, ilerde benzer rolleri çocuklarınız üstlendiğinde sergileyecekleri tutum ve davranışları belirleyecektir. Bu bilginin doğruluğunda tereddüde düşüyorsanız eğer, çocukken babanızı veya annenizi eleştirdiğiniz pek çok davranışı bugün çocuklarınıza uygulayıp uygulamadığınızı bir düşünün isterseniz.

Aile içinde çocukları yoracak en önemli ilişki biçimi karmaşıklaşan rol dağılımlarıdır. Hiçbir zaman babalardan anne, annelerden baba olmaları beklenmemelidir. Zira her iki rol hem nitelik hem de nicelik olarak birbirinden farklı karakterlerdedir. Yardımlaşma ve destek olma, o kimliğe bürünme anlamına gelmemektedir.

Annelik yaratıcı tarafından onlara bahşedilmiş bir özelliktir. Ben meslek hayatım süresince istisnalar haricinde korku ve kaygı durumlarında “babaaa” diye ağlayan bir bebek görmedim. Bu durumlarda en emin yer annenin kanatlarının altıdır. Her ne kadar eşlerimize söylemesek de yemeğin en güzelini annemiz yapmıyor mu? Biz babalar bile başımız sıkıştığında, üzgün ya da kaygılı olduğumuzda ya uzaktaki anneye ya da yanı başımızdaki anneye başımızı yaslamıyor muyuz?

Ancak, babanın çocuğun bireysel, sosyal ve psikolojik gelişimine büyük katkıları olduğu ve bu katkının yaşam boyu süreceği de unutulmamalıdır.

Babanın erkeksi ve dış dünyayı temsil eden görüntüsü, çocuğun bireyselleşmesine, iç kontrol mekanizmalarını kullanmayı öğrenmesine ve dış dünya ile daha rahat iletişim kurmasına olanak verir, onu cesaretlendirir.

Özellikle babaların çocuklarıyla gireceği diyaloglarda onların özgüvenini sarsıcı nitelendirmelerden kaçınmaları gerekir. Çocukların fiziksel özellikleri ve duygusal zayıflıklarıyla ilgili olumsuz eleştiriler daha sonra kolay kolay geri getiremeyeceğiniz güven problemlerinin ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.

Toplumsal normlarla dışa dönük olarak şekillendirilmiş yapısından dolayı babanın çocuğuyla kurduğu doyurucu ilişki, verdiği tepkiler, tutumlar ve davranışlar analitik düşünce yapısını, sözel becerilerini ve bunlara bağlı olarak akademik başarısını olumlu yönde etkiler.

Erkek çocukların babalarıyla daha rahat iletişim kurdukları ve etkileşim halinde oldukları söylenebilir. Bu görüşün kuvvet kazanmasının nedeni sosyal tutum ve faaliyetlerde benzer seçimlerin söz konusu olmasıdır. Baba ve erkek çocuk arasındaki sosyal etkileşim ve oynanan oyunların niteliğine bakıldığında daha saldırgan örüntülere rastlanabilmektedir. Bedensel yüksek efor gerektiren futbol, boks gibi sporların izlenmesi, güreş taklidi oyunlar oynanması ve rekabete dayalı faaliyetler baba-oğul tarafından daha çok tercih edilmektedir. Tüm bu faaliyetler sırasında erkek çocuklar maskulen tutum ve davranışları, rekabeti, yenmeyi ve yenilmeyi babayı örnek alarak öğrenirler.

Babanın yokluğu veya ilgisizliği çocukta çeşitli uyum davranış bozukluklarına yol açabilmektedir. Babaların çok çalışmak zorunda olması onlara yeterli vakti ayırmamanızı gerektirmez. Zira önemli olan onlarla geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil, kalitesidir. İşleriniz ne kadar yoğun ve önemli olursa olsun, hayatının son anını yaşayan bir kişinin “Hay Allah ! Daha bitirmem gereken bir sürü işim vardı.” diyeceğini sanmıyorum.

Hayatınızda yeterli ilgi ve sevgiye yer vermediğiniz takdirde, siz farkında bile olmadan hayatınız yine yanınızdan akıp gidecektir, ama içindekilerle birlikte…

İkinci makaleden alıntı:

…..Baba çocuk için sadece dış dünyayı simgeleyen bir imaj değildir, aynı zamanda güç, kuvvet ve kudret simgesidir. Özellikle annenin çalışmadığı ailelerde, ailenin refah ve huzurunu sağlayan, evin tüm ihtiyaçlarını karşılayan babadır. Baba otoritesinin egemen olduğu ailelerde de baba, her alanda bilgi sahibi olan, her konuda görüşü sorulan, her an danışılan, onayı alınmadan hiçbir iş yapılmayan kişidir. Herkes her şeyi babaya danışır, ama baba kimseye danışmak ihtiyacını duymaz. Baba istediğini, istediği zaman yapabilen tek aile bireyidir. Çocuğun gözünde bu kadar güçlü olan baba, hayranlık duyulan ancak çekinilmesi gereken bir modeldir. Babasını güçlü bulan, ona hayranlık duyan, bu arada babasından sevgi ve ilgi gören çocuk, babasından ürkmez, baba otoritesini benimser, babanın koyduğu kurallara uygun şekilde davranmayı öğrenir, kendi davranışlarını değerlendirmeyi başarır, kendini yargılamayı ve idare etmeyi öğrenir. Babasını güçlü bulan ancak ondan şefkat görmediği için ona yaklaşmaktan korkan çocuk ise, baba otoritesini kabullenmekte güçlük çeker, kurallara karşı gelir.

Güçlü ve sevgi dolu bir baba, çocuk için güven kaynağıdır. Güçlü fakat itici bir baba, çocuk için endişe ve korku kaynağıdır. Çocuğun vicdanının oluşumunda ve değer yargıları edinmesinde etkili olan baba, çocuğun hayranlık duyduğu kadar, zaman zaman varlığından rahatsızlık duyduğu bir imajdır. Babası evde iken çocuk, annenin gözünde ikinci plana atıldığından ve özgürlüğü kısıtlandığından, rahatsız olur. Özellikle erkek çocuk belli dönemlerde annesi ve babasını paylaşmaktan mutsuz olur, babasını rakip olarak görür; bir yandan babası ile özdeşleşmek isterken, öte yandan ona karşı koymak, ondan kurtulmak, ona kendini kabul ettirmek ihtiyacını duyar. Çocuğun yaşadığı bu duygulardan haberdar olan bir baba, onun bu çelişkili durumdan kurtulmasına yardımcı olur. İyi bir baba, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılarken ona sevgi, şefkat ve ilgi gösterir; duygularında ölçülü, dengeli ve kararlı olmayı becerir. Bu baba fırsat buldukça çocuğuna zaman ayırır; çocuğu ile iyi bir iletişim kurmanın yollarını arar, çocuğunu tanıyarak yetenek ve ilgilerini keşfederek onu belli faaliyetlere yönlendirmeye çalışır; boş zamanlarında çocuğu ile oyun oynar, kitap okur, dertleşir, belli konuları tartışır, gezi programları yapar.

İyi bir baba çocuğa evde belli haklar tanırken, belli sorumluluklar verir, evdeki bazı onarım çalışmalarında çocuğundan yardım alır, belli faaliyetleri çocuğu ile paylaşarak onu mutlu kılar. Çocuğunu mutlu kılan bir baba, baba -çocuk ilişkilerini olumlu bir şekilde kurma ve geliştirmede başarılı olan bir baba, çocuğu ile birlikte olmaktan mutluluk duyar. Dodson’a göre “Hiç kimse iyi baba olarak doğmaz. İyi baba olmak sabır, sevgi, araştırma ve bilgi işidir.” Yine Dodosan’a göre ” Bir erkek için duygusal yönden alacağı hiçbir ödül, çocuklarının doğdukları andan, yaşamı kendi başlarına yüklenecekleri çağa kadar, onları gereğince yetiştirebilmek kadar doyurucu olamaz.”

Artık çocuğunun gelişiminde etkin bir rol almak isteyen babaya, garip bir gözle bakıldığı devirler geride kalmıştır. Günümüzde babalar, çocuk bakımında da, eğitiminde de, en az anneler kadar başarılı olabileceklerini, birçok toplumda kanıtlamışlardır. O halde babalar çocukları dünyaya geldiği andan itibaren varlıklarını ve etkinliklerini onlara gösterebilmelidirler. Unutmamak gerekir ki, çocuğun beden ve ruh sağlığına sahip olabilmesi için bir anne, bir de baba modeline ihtiyacı vardır. Ne anne babanın yerini tutabilir, ne de baba anneninkini! Her birinin cinsiyetlerine uygun olarak yerine getirmekle yükümlü olduğu görevler farklıdır. Bu nedenle anne de, baba da, kendi payına düşen görevi üstlenmeli; çocuğun bakım ve eğitiminde birlikte rol almalıdırlar.

Yorum yapın

Strese Giriş

Anneler arasında bugünün sohbet konusu, anaokullarında rekabeti motivasyon unsuru olarak kullanıp çocukları strese sokmalarıydı.

Tam da bunun üstüne aşağıdaki video bana mail olarak geldi. İşte eğitim sistemimizde eksik olan budur…

Kazanmak, birinci olmak, ilk bitirmek, en iyisini yapmak, en büyük, en hızlı, en çabuk olmak değil
neyse yaptıkları ondan zevk almaya ve öğrenmeye teşvik etmek esas alınmalıdır. (tabii bu benim kanaatim)

En çabuk yemeğini kim bitirecek? ellerini ilk kim yıkayacak? 10 a kadar kim sayacak? birinci kim olacak?
gibi sorularla çocukları yönlendirmek tabii ki çok daha kolay… Ancak bunu otorite bildikleri, sevip saydıkları sınıf öğretmenleri söyleyince yapamadıklarında strese girip, davranış bozuklukları gösterebiliyorlar. Her çocuğun dışa vurumu farklı oluyor.

Ki bu sadece benim takip edebildiğim boyutu, ilkokul, lise sınavlar ve sürekli değişen sistemlerle endişeli nesiller yetişmesi pek olası görünüyor.

Ben de diyorum ki; bütün bunların üstüne bu film seyredilesin feyzalınsın…

Not: Katalonya, Margatania F.C. 7 yaş altı futbol takımı, “minik takım” (l’equip petit) adlı 9 dakikalık bir kısa filmle anlatıldı.

İlk kez geçtiğimiz Haziran ayından paylaşılan filmin yapımcısı bunun bir kısa film olmadığını, yalnızca çocukların aileleriyle ve yakın dostlarla paylaşmak için hazırlandığını söylüyor. Ama filmi yüz binlerce kişi izledi ve daha şimdiden birkaç ödül aldı bile.

Yorum yapın

Sebzeli Yeşil Mercimek Köftesi

1 su bardağı yeşil mercimek
1 orta boy havuç
1 orta boy kuru soğan
1 pırasanın beyaz kısmı
¼ kereviz
Küçük bir tutam brokoli
0,5 çay kaşığı toz zencefil, Tuz, karabiber, kuru nane, kimyon
1 yumurtanın sarısı
2 tatlı kaşığı galeta unu

Mercimek, kaynadıktan sonra 15 dakika kadar haşlanır. Bütün sebzeler rendelenir, bir tatlı kaşığı zeytinyağında 5 dakika kadar kavrulur. Mercimek, yumurta, galeta unu ve sebzeler karıştırıp yoğrulur. Köfte şekli verilir.

Teflon tavada az yağda veya üstüne zeytinyağı sürülüp fırında pişirilir.

,

Yorum yapın

ÇOCUK VE BEBEK FOTOĞRAFI ÇEKİM İPUÇLARI – Arzu Arbak

Sevgili fotoğraf hocam, bizimkinin okul arkadaşının annesi Arzu Arbak’tan, çocuk
ve bebek fotoğraflarıyla ilgili birkaç ipucu vermesini rica ettim… O da eline üşenmedi, kırmadı
bize genel geçer tiyoları verdi…

Çocuklarımız…Onlar bizim için çok değerli. Büyürlerken zamanımızı onlarla
geçirmek ve büyüdüklerine şahit olmak sanırım en büyük mutluluğumuz.
Çocuklarımız çok çabuk büyüyorlar ve zaman geçtiğinde onlarla ilgili anılarımız,
küçük olduklarında çektiğimiz fotoğraflarla tekrardan canlanıyor. İşin doğrusu
onlar da küçükken nasıl olduklarını nelerle oynadıklarını nasıl bir odaları
olduğunu merak ediyorlar. Hem onlar hem de bizler için fotoğraflar önemli
belgeler, fotoğraflar belleğimiz, geçmişimiz…

Hepimiz fotoğraf çekiyoruz. Bazıları iyi bazıları vasat oluyor. Ama birkaç noktaya
dikkat ederseniz çocuklarınızın fotoğrafları daha etkili olabilir.

1- Bebeklerden başlayalım. Bebek fotoğraflarını çekmek nisbeten
daha kolaydır, çünkü fazla hareket etmezler. Onları tabii ki uyurken
çekebilirsiniz. Ama ebeveynleriyle iletişim halindeyken çekmek daha
etkili ve kalıcı olur. Bunu yaparken anne veya baba siyah bir kazak giyerse
ve bebek çıplaksa etki daha fazla olur. Bebek fotoğrafı çekerken flaş
kullanmayın. Pencereden tülün arkasından gelen ışık çekim için yeterlidir.

2- Çocuklar çok aktiftirler ve onları gerçekten çekmek çok zordur. Çekime
başlamadan once fotoğraf makinesini onlara tanıtın. Bırakın birkaç poz
onlar çeksinler. Müthiş eğleniyorlar. Daha sonradan onlarla iletişim
halinde olun ve kendi dünyalarının içine girmelerine izin verin ve en
kritik anda fotoğraflayabilmek için hazırda bekleyin. Gülerken, zıplarken,
bebeği ile konuşurken vs.

3- Çocuklarınızı arkadaşlarıyla veya diğer yakınlarıyla iletişim halindeyken
çekmek fotoğrafa dinamik bir etki kattığı gibi o fotoğraftan daha çok
hikaye çıkmasını sağlar.

4- Çocukları oyun oynarken çekmek daha kolaydır. Çünkü oyuncakla
ilgilidirler ve çoğu zaman sizi görmezler. Kadrajınıza yüzü almak zorunda
değilsiniz. Sadece elleri ve oyuncağı da kadrajlayarak etkili bir fotoğraf
çekebilirsiniz.

5- Olabildiğince yakın plan çekmek de etkili bir yöntemdir. Portre çekerken
(çocuk veya büyük) başın üst kısmından kesebilirsiniz. Veya başın
yan kısmından keserek kadraj oluşturabilirsiniz ama kulağı yarıdan
bölmemeye çalışın. Kadrajınızın büyük bir bölümünü çocuğunuzun başı
kaplasın.

6- Işık en önemli unsur. Eğer kapalı mekanda çekiyorsanız daha önce de
söylediğim gibi –eğer gündüzse- pencereden, tülün ardından gelen ışık
çok yumuşaktır ve fotoğrafınızı etkili kılar.

7- Gün ışığında fotoğraf çekecekseniz sabah ve akşam üzeri saatlerini tercih
edin. Bu saatlerde ışık daha yumuşak olduğundan portrelerinizde keskin,
sert gölgeler yeralmayacaktır.

8- Fotoğraflarınızı etkili kılan diğer bir unsur da fon seçiminizdir.
Çocuklarınızın fotoğrafını çekerken arka planın olabildiğince sade
olmasına dikkat edin. Fotoğrafta en önemli konu yavrunuz ve başka
bir nesnenin fotoğrafta öne çıkmasına ve görüntüyü bozmasına izin
vermeyin. Seçilen fon çocuğunuzun kıyafeti ile aynı veya benzer renk
olmasın. Eğer mümkünse çekerken fonun pastel renklerden oluşmasına
dikkat edin. Çocuk için en uygun renkler pastel yeşil ve pastel mavidir.

9- Çekim sırasında fokus gözlerde olmalıdır. Gözlerine yansıyan ışık
pencereleri gözlerinde gözüksün ki olabildiğince canlı ve etkili bir portre
elde edebilesiniz.

10- Portre genellikle dik kadraj çekilir. Ama her kural gibi bu da yıkılmak
içindir. Eğer yatay kadraj tercih ederseniz çocuğunuzu kadrajınızın 1/3
lik kısmına yerleştirin ve bakış yönünde boşluk olsun.

11- Olabildiğince çok çekim açısı deneyin. Bu fotoğraflarınızı farklılaştırır.
Ama kurallardan biri de portreyi göz hizasından çekmektir.

12- Diğer önemli bir konu da mekandır. Çocuklarınızı fotoğraflarken
bulunduğunuz mekanı içine alacak şekilde geniş bir açı kullanmak ileride
o fotoğrafa bakan için daha fazla şey ifade eder. Birkaç kare böyle geniş
açı fotoğrafınız olsun.

13- Fotoğraf çekerken biraz kondisyona ihtiyacınız var ama inanın bana çok
eğlenceli…Hadi ne duruyosunuz….

www.morvizor.com

,

Yorum yapın

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

İstanbul’un göbeğinde, daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla otoyolun göbeğinde bir vaha… Çok tartıştık, yolun dibinde bunca emeğe yazık mı olmuş, yoksa bunca insanın yaşadığı bir yerleşimde hayat kurtaran, nefes aldıran bir şans mı diye…

http://www.ngbb.org.tr/tr/

Biz yağmurlu bir günde, sabah erken gittik, kimsecikler yoktu. Bizimkiler okulla daha önceden gezmişlerdi. Daha çok bize sürpriz oldu. O kadar geniş bir alan ki hepsini gezemedik, aynı yerleri iki üç defa döndük dolaştık 2 saatimizi aldı, gerisin geriye döndük.

Aslında, küçük bir piknik sepetiyle gitmek lazımmış, bilemedik. Piknik masaları var. İki sandviç, su meyve özellikle çocukla gidilecekse nerdeyse bütün gün orada geçirilebilir ama erzak lazım. Çocuk parkı gerçekten farklı ve oldukça eğlenceli. Onun dışında köprüler, tünellerden geçerek bahçeler arasında dolaşıldığı için onlar için de cazip. Ben botanik içeriğinden nasiplenemedim koşturmaktan, o yüzden fikir yürütemiyorum. Göletlerde ördekler, kazlar, koca bir alanda (kafes) tavus kuşları, tavuklar, horozlar vb diğer tarafta traktör bilemediğim yüzlerce çeşit bitki… Kazlara dikkat serbestler yanaşınca kovalamaya başlıyorlar. Tam çıkarken bir aile geldi, ellerindeki ekmekleri saçarak paçayı kurtardılar.

Sanırım çeşitliliği baharda görmek daha keyifli oluyordur. Ayrıca çocuklar için aktiviteler, bitki ressamları için, çiçek severlere kurslar vs düzenleniyor, takip etmek gerek. 7 70 e herkese hitap edebilecek rahat kurallı bir gezi alanı.

, ,

Yorum yapın

İstanbulla derdim var

İnsan gençken veya iş güç sahibi koştururken fark etmiyor. Ama çoluk çocuğa karışıp, ancak onunla gezmeye başlayınca önemini anlayabiliyor… Kalabalık ve yeşil alan kıtlığı, bırakın doğayı bizleri nasıl etkiliyor?

Kenter Tiyatrosunda bir çocuk oyununu gözüme kestirmiştim. Hala öğlen uykusu uyuduğumuz için, oyunun saati bize pek uygun değildi gerçi, ama şansımızı deneyelim istedim. Sabahtan kurtlarımızı döker, beraber bir yemek yer sonra keyifle seyre dalarız diye hayal etmiştim.

Harbiye Askeri Müzenin bahçesinde gezinip helikopter, tank, jet vb onları inceledik. Maçka parkına indik, sonra da Tunaman Çarşısı karşısındaki parka…

Askeri müze dışındaki alanlarda oyun oynarken gerildiğimi hissettim. Her ne kadar kirlenmek güzeldir felsefesini benimsemiş olsam da ellerinin yere değmesi, sonrasında dokunduğu her yer bana batmaya başladı. Kedi pisliği kokusu kaçma isteği uyandırdı. Halbuki Göztepe parkında veya Özgürlük parkında kir, yağmur çamur dahi olsa bakmam… Hatta kumlu parkların kedi tuvaleti olduğunun da farkındayım ama umursamam ıslak mendille sildikten sonra simidini eline alır yer…

Bende bir gariplik olduğunu hissettim. Bunun ‘karşı taraf’ psikolojisiyle de alakası yoktu.

Küçük bir ülke kadar büyümüş İstanbul’umda yeşil, bakir alan kalmamış nerdeyse… Onca insan, kedi, köpek, kuş, araba, çöp hep beraber nasıl sığabilir ki?

On bahçeye bir kedi pislese gübre dersin, bir bahçeye on kedi pisleyince pislik olur. Bu kedilerin suçu değil ki. Dar bir kaldırımda iki kişi karşılaşsa ‘ay lütfen siz buyurun’ diyebilir. Ama aynı kaldırımdan aynı anda 30 kişi geçmeye çalışırsa izdiham olur… Bu da o insanların suçu değil…

Bence medeniyet, medeni tutum; sıra beklemek, yol vermek, sözünü dinlemek vb. şahsa ait bir alan bırakılırsa sağlanabilir. Diğer türlü çocukluktan başlayarak baskıyla büyüyen bir nesilden bahsetmek gerekir. Dokunduğu yer bile sorun oluyorsa o çocuğun özgüvenli yetiştirebilecek bir anneden de bahsedemeyiz.

Çocuk dilediğince elleyebilmeli, bakabilmeli, deneyebilmeli… Bunun gibi alanlara ihtiyaç var. Sadece çocuklar için değil her yaştan herkes için hatta havada uçan kuş için bile gerekli…

Yorum yapın

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.