Yerli Dizi Yersiz Uzun


SENDER ve SİNE-SEN
Diziler 45 dakika olsun

Senaryo Yazarları Derneğinin düzenlediği gösterinin sloganı… YERLİ DİZİ YERSİZ UZUN

24 Aralık Cuma günü Taksim de düzenlendi. Ben de gereğini yapıp katıldım…
Dertliyim… Zaten dizi filan seyredemiyorum.

Kocamla iki çift sohbet edip, yüzünü görebilmek istiyorum. Sorumluluklarımın birazını da ona devretmek, azıcık hafiflemek istiyorum. Ama işte ‘çalışma koşulları’ elverişsiz.

Haftanın 6 günü, günde en az 15 saat ki bu çok nadir oluyor gittisi geldisi 20 saat diyelim çalışıyor. Hani kendim setlerde hiç çalışmamış olsam aklım kesmezdi…
Setlerle hiç alakası olmayan arkadaşlarım hala anlamıyorlar.

İnsanlık dışı çalışma koşulları deniyor ya. Bu iş gerçekten onu karşılıyor. Proje vardır 1 hafta, 1 ay çok çalışırsın biter. Ama bu öyle de değil. Ne bayramı var, ne seyranı… Özel veya mutlu bir günün vardır kutlayamazsın. Haftasonun yoktur, arkadaşlarla buluşamazsın… Evde yatmadan yatmaya uğrarsın, fırsatını bulursan 12 saat uyursun, sanki uyku stoklanabilir gibi…

Uykusuzluk ciddi bir tehtit, sonunda o halde bir de yola çıkıyorlar. Bu yüzünden pisipisine iki gencecik insan hayatından oldu.

Sırf senariste, yönetmene değil dizinin hangi ucundan tutuyorsa ister çaycı ol, ister kurgucu herkes için aynı koşullar geçerli.

Aslında sadece çalışan için de değil, çevresindekiler sevdikleri için de ağır…

Tüm bunlar katlanılabilir zannediyordum. Ama o çevreden ayrıldıktan ve hele de çocuk olduktan sonra zorlar oldu bu çalışma koşulları… Ben de bu yüzden ısrarla katılmak ve orada olmak istedim.

Sonunda gösteri bahane muhabbet şahane deyip herkes hasret giderdi. ‘Vay abi senden naber sen hangi settesin?’

Ve servisler geldi, gene gecenin bir körü millet iş başı yapmak için yollara döküldü…

Reklamlar

Bir çocuğu huysuz yapmanın yolunu buldum

Mutlu ve huzurlu çocuk alınır, mümkünse hastadır. Uyku düzeni bozulacak tüm imkanlar yaratılır. Alışık olduğu yatak değiştirilebilir, uyumadan içtiği süt kesilir mesela…

Anne alınır, uykusuz bırakılır, fiziksel ve ruhsal olarak mümkünse yıpranacak hale gelene kadar yorulur.

Sonra nevri dönmüş anne ve allak bullak olmuş çocuk aynı evde yalnız başlarına bir hafta bırakılır.

Haliyle uykusuz çocuk, uyuyamadığı için mızmızlanmaya başlar. İştahı kaçar yemez. Yemekleri, oyuncakları etrafa saçmaktadır. Her türlü oyun, yemek, uyku gibi rutinleri terslemek ağlamak ve bağırmak suretiyle reddeder.

Anne durumla başa çıkamaz ve kızmaya, azarlamaya başlar.

Çocuk sevilmediğini düşündüğü için anneye daha da yapışır ve sürekli ağlar. Artık müdahale zamanı gelmiştir.

Sonunda mutlu çocuk huysuz olmuştur. Bu kadar basit.

Bu kısır döngü bozulmazsa çocuğun daimi ruh hali bu olabilir. Anne de Lape’ye gitmeye hazırdır. Sinirleri yıpranmış, çözümsüz çaresiz ve vicdanı sızlamaktadır ama çıkışı bulamaz, tüm dünyaya küser.

Sarıkamış Kazıkkaya Köyü Anaokulu’ndaki Çocuklar da Gülsün Diye…

Facebookta bir arkadaşımın gönderisinde rastladım. Profil isimleri ‘Sarıkamış Kazıkkaya Köyü Anaokulu’ndaki Çocuklar da Gülsün Diye…’

Hikayesi şu, Fatma Betül Yılmaz isimli bir kardeşleri, Kars Sarıkamış Kazıkkaya Köyü’ne anaokulu öğretmeni olarak atanmış. Anaokulunda sadece plastik sandalyeler ve 2 masaları varmış. Ve Betül’ün kendi imkanlarıyla yaptığı süslemeler…

‘O taraflara da ulaşıp oradaki miniklerin de yüzünü güldürmek isterseniz biz size gerçekten müteşekkir oluruz’ demişler. Birkaç da fotoğraf eklemişler.

Ben de destek vermek istedim elimdeki oyuncak ve kıyafetlerden, sonra aklıma geldi bizimki sadece 2,5 yaşında ve sordum. Onlar da ‘çocuklardan bir tanesinin anneleri vefat etmiş çocuklara öğretmenler bakıyormuş, bebekler için iyi bir fırsat olabilir’ diye cevap gönderdiler.

Aslında defter, kitap, diş fırçası bile yeterli olabilir onlar için…

İlgilenen olursa facebooktan veya ‘Esmakocabas@gmail.com’ e-posta adresinden ulaşabilirler.

Veya kargoyla direkt

Fatma Betül Yılmaz (Ana okulu öğretmeni)
Kazıkkaya İlköğretim Okulu
Sarıkamış, Kars

Adresine gönderebilirler…

Betül’e kolay gelsin, minikleri öpüyorum, başarılar…

Çocuk yatağına geçiş

Bebek odasını yaparken mümkün olduğunca az mobilya alıp, zamanla eklemeyi tercih ettim. Bir yatak, sonradan bizim odada kullanabileceğimiz bir çekmece dolabı ve oyun sandığından ibaretti.

Hatta yatağı da en küçük boy aldık. (60cmx120cm) Kıyafet, oto koltuğu, puset gibi her türlü çocuk ürününde kilo, boy ve yaş oranları vardır. Ayrıca yaşlara göre gelişim aşamalarından bahsedilir. Tüm bu verilere göre 3 yaşında nasılsa normal yatağa geçer, odasını da kendi zevkine göre şekillendiririz gibi gayet mantıklı bir seçim yapmıştım ki…

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Bizimki tahminimizden çabuk boy attı ve yatağına kıt kanaat sığmaya başladı.

Gene süper mantığım devreye girdi. Tekrar parmaklıklı bebek yatağı almak gereksizdi. En iyisi mi biz çocuk yatağına geçelim dedim. 3 aşamalı uzayabilen bir çocuk yatağı aldık.

Bu da bizimkine dilediği zaman yatabilme, gözünü açtığı anda yataktan kaçabilme imkanı yarattık ki bayramdan beri uykusuzluğumuzun ve tüm düzenimizin bozulmasının sebebidir.

Akşam uykuları 3 saat ileri atmıştı, bir iki gündür gene iyiyiz 9:30 a kadar çekebildik. Ama öğlen üçe kadar sinirleri gerilse de uyumadan dayanabiliyor. Ben de saat bir gibi pusetle uzun yürüyüşlere çıkmaya başladım.

Uykuya giderken biberonda sütünü alıp yatıyor. Bitirince yatağında istemediklerini atıp biraz konuşup uyuyakalıyordu. Şimdi süt bitince ayakta. Haliyle bir ara gün içinde 1 litreyi aşkın süt içer oldu ki doktorumuz kesinlikle 500 cc aşmayın diye uyarmışlığı vardır. Öğlen uykularını pusete taşıyarak bu dertten de kurtulduk. Artık dışarıda süt vermiyorum.

Tedirgin olduğum diğer bir konu ise biz uyurken kalkınca haberimiz olmuyor. Henüz havalar geç aydınlanıp, erken karardığı için karanlığı güvenlik kalkanı olarak kullanıyorum. Kendi odası ve bizimki haricinde bütün evin ışıklarını kapatıyorum. Odasında oynamaktan sıkılınca yanımıza geliyor. İşe yaradı şimdilik.

Yatma saatine doğru evde tam bir sükunet ve karanlık hakim. Eskisine nazaran yatağa gidiş ritüelimiz uzadı ve akşam uyku saatimiz kısaldı.

Mecburiyetten kulağımızı ters gösterip, bezi bırakmadan önce yatak değiştirdik. Ama dedikleri gibi çaba gerektiren ve dikkate alınması gereken bir adımmış.

Not: Aslında normal yataklara korumalıklar var mothercare, joker, ebebek gibi mağzalarda bulunuyor. Aşağı yukarı küçüklerin boyutları da aynı 50 ye 90 bir dikdörtgen fileyi, yatağın uzun kenarına monte ediliyor. Eğer bizimki gibi çocuk yatağının baş ve ayakucunda yükselti varsa çıkması ve uyurken düşmemesi için yeterli bir engel olabilir. Ben de yakın zamanda onu deneyeceğim.

Sebze yemeye özendirmek için

Yemek seçimini renklere göre yapmaya başladığından beri yeşil olması sebebiyle fasulye yemez oldu. Eve gene de her tür sebze hala giriyor ama bizimki yemiyor ayrı.

Dün fasulyeyi temizlerken onu da oturttum başına. Beraber ayıkladık, ben kılçıklarını soydum, o kırdı. Aslında mıncıklamak ile parçalamak arası bir işlemdi.

Tencereye de beraber koyduk. Öğlen gururla anlattık ve afiyetle yedi fasulyeyi.

Bezelye yemeye de kitapta görüp hakkında önceden konuşarak başlamıştık.

Tek denekli araştırmalarımın sonuçlarına dayanarak söylüyorum, sebzeleri önceden tanıtmanın yemeğe etkisi büyük oluyor.

Ali Baba’nın çiftliğinin taşıt uyarlaması inşaatta geçer

Bizimki, ben ne kadar hayvan meraklısıysam o da bir o kadar taşıt meraklısı. Varsa yoksa arabalar, kamyonlar, kepçeler, trenler vs… Babadan önce kamyon demeye başlamıştı.

Etrafımızda ne kadar inşaat varsa yakın takipteyiz, müteahhitten daha sıkı kontrol ediyoruzdur.

Çocukların çok sevdiği kolaylıkla eşlik edebildiği ‘Ali Babanın çiftliği’ şarkısını biz nedense pek benimseyemedik. Çaldığı, söylendiği zamanda hiç eşlik etmedik.
Ne zamanki bir versiyonunda çiftlikteki traktör geçti şarkıda. Anne Ali Baba kamyon kepçe söyle dedi ve birkaç gündür deniyoruz. Bana ters geldi, traktörün bağırması fikri…

Neyse besteyi uyarlama gereği hissettim.

Ali Baba’nın bir inşaatı var
İnşaatında ‘TAŞITLAR’ var
******* diye çalışır inşaatında Ali Baba’nın
Kamyon, kepçe, tır, dozer, vinç, silindir gibi ağır iş makineleri olabileceği gibi

Ambulans, polis, itfaiye gibi sirenli kamu araçları veya

Tren, uçak, vapur, helikopter, motosiklet gibi aslında inşaatla ilgisi pek de olmayan çeşitli araçlar da şarkı içinde kullanılabiliyor. Çiftlikteki fil, aslan maymun gibi tropik hayvanlardan sonra kabul edilebilir gibi geldi bana.

Burada asıl püf nokta bu araçların çıkardıkları sesler. Oraya hiç müdahale etmiyorum. Zaten büyük bir hevesle kendisi boşluğu dolduruyor. Kepçe sesi çıkarmak marifet ister, ben hayvan sesleri konusunda çiftlik şarkısında ihtisasımı yaptım, bilemiyorum.