Ammanın belalı iki buymuş

Son birkaç haftadır şımarıklık üzerine yazmayı düşünüyordum. Bizimkine bir haller olmaya başladı. Nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum ama şımarıklık sanırım. Şımarık ve çirkin tavırlar buldu kendine. Neden, ne ara, nasıl oldu emin değilim. Bir ara yılbaşında fazla hediye geldi, oyuncaklara boğuldu ondan mı acaba diye düşündüm.

Son 3 gündür bu tavırları tahammül edilmez bir hal almaya başladı. Dil dışarıda mızmızlanmalar bağırmalar, kendini yerlere atmalar, beni ittirip kakmalar, eşyaları fırlatmalar.

Baby center da okuduğum gibi, birden benim oğlum gitmiş yerine başka bir çocuk gelmiş gibi… Sabrım taştı hıncımı da evde çalışan yardımcımızdan aldım, o da kaçtı gitti…

Bizimkinin bundan evvel de inatlaştığı, karşı çıktığı, tutturduğu elbette oldu. Ama bu durum tamamen başka… Bir arkadaşım siz trouble two yu rahat atlatıyorsunuz galiba demişti, hayır daha atlatamamışız onu yeni anladım.

Günümüz gayet normal keyifli başlasa da herhangi bir noktada istediği olmayınca veya istemediği bir durum olursa ipler kopuyor. Mesela bugün elindeki cam bardağı yere fırlattı, tabii ki bardak tuzla buz oldu. Sonra tepinip ağlamaya başladı, bardağı istiyorum diye kıyamet koptu. Etrafı temizlerken keza… Onunla ilgilenmiyorum diye bir posta daha. Bacağıma yapışıp ağlıyor filan anlatamam çok garip…

Ne telkin, ne teskin, ne ilgisini başka bir tarafa çekmek, ne sarılmak hiç biri fayda etmiyor. Kendi haline bırakmak en iyisi. Ne yapmak istediğini de anlamıyorum. Zaten istediğini yapmasına izin vermek de onu rahatlatmıyor.

Sabrımı kaybetmemek için kendi kendime ‘bu onun bireyselleşme, özgürleşme süreci tamamlayabilmesi için ona izin ver’ gibi bir laf buldum onu söylüyorum.

Galiba bezi bırakma da bununla paralel gelişecek. Belalı ikinin bitiş hediyesi gibi… Gene babycenter da ki bir yazı da bezden kurtulup, çocuk yatağına geçip, emziği de bırakınca kendinizi ödüllendirin, önemli bir evreyi tamamlamışsınız demektir diyordu. Ne evreymiş yahu!

İphone izni çıktı, bu da benim tesellim

İkilemde kaldığım bir konu olmasına rağmen bizdeki etkilerinden ve oyunlardan artık bahsetmek istiyorum.

Teknolojinin çocuklar üzerindeki etkileri konusunda savunucuları kadar karşıtları tarafından da bolca araştırma ve sav bulmak mümkün. Bu konuda bir iddia ortaya atamayacağım. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla fizyolojik etkileri (radyasyon, radyo manyetik etki vb) dışında en temel karşıt argüman çocukların hareketsiz kalmalarına neden olması ve bununda gelişim bozukluğuna, obeziteye sebep olması ve sosyal gelişim becerilerini köreltmesi… Aslında bütün bunlar bir çocuğun geleceği ile oynamak demek…

Teknoloji derken de televizyon, bilgisayar ve bilgisayar oyunları kastediliyor.

Şimdi bir de İphone, ipad gibi dokunmatik ve mobil teknolojik araçlar daha katıldı. Bizimkini bundan uzunca bir süre uzak tutmaya çalıştıysam da yelkenleri düşürdüm. Önüne geçilemez bir cazibesi var…

İlk başlarda onun yaşına uygun veya değil, ilgisini çeken her uygulamayı kullanmasına izin veriyorduk. Sonradan buna da bir sınırlama geldi.

Kullandığım (application) uygulamalarından önce asıl dikkatimi başka bir konu çekti… Videolar… İphone nun sevdiğim becerilerinden biri de fotoğraf ve video konusunda hatıra biriktirebilecek kadar iyi performans göstermesi.

Tabii elde çocuk gibi bir malzeme olunca da bolca çekiliyor. Her denk gelinen komik an kayda girsin diye bir çaba oluyor.

Bizimki iphone el koyduğundan beri kendini keşfetti. Fotoğraflar değil ses ve görüntülü kayıtlarını defalarca bıkmadan usanmadan seyrediyor. O kadar sık ve sürekli ki artık ben rahatsız olmaya ve çektiklerimi hemen aktarmaya ve telefondan silmeye başladım. Rahatsız oldum.

Belli bir süre sonra fark ettim ki, seyrettiği her ne ise, örnek pirzola yemesi, okulda kule yapması, parkta salıncakta sallanması onları tekrar etmek istiyor. Başlarda sevimli ve komik geliyordu, ta ki sabah kahvaltısında pirzola isterim diye tutturana kadar…

Ben de bunu kendime kullanmaya karar verdim. Yapmasını istediğim şeyleri, kendi kendine yemek yemesi, resim yapması, odasını toplaması denk geldiğim anda kısa da olsa kaydettim. Nasılsa açıp seyrediyor diye. Gerçekten sonuç verdi. Ama bunun da haince olduğuna kanaat getirdim ve sildim. Artık çekmiyorum, çeksem de seyrettirmiyorum…

İphone Apps – uygulamalara gelince

Talking Carl, Santa, Tom Cat, Bird, robot… diye bir seri karakter var. Bunların ortak özellikleri söyleneni, sesi değiştirerek aynen tekrar etmek. Masum bir eğlence gibi görünse de çocuk dünyasında bu ciddi bir arkadaşlığa dönüşebiliyor. Beni endişelendiren bir boyut aldı ve onları da hemen sildim. Henüz akıcı konuşamadığı için laflar sonradan bağrışlara, garip seslere, tükürmelere doğru kaymaya başladı. Çünkü eğlence sadece ses çıkarınca oluyor. Konuşma da bir noktada tıkanıyor veya hız kesiyor. Bu bağrışmalar ve diğer davranışlar kendi arkadaşlarıyla buluşunca da devam edince endişeye kapıldım ve hayatımızdan onları da çıkardım.

Onun dışında yaşına uygun ve hatta yararlı olduğunu düşündüğüm uygulamalar da var. Mesela puzzle lar.(tozzle)
Telefonda oynamayı ilerlettikçe, gerçek yap bozlara da merak sardı. 30 parçalıya kadar çıktık…

Veya bilindik İngilizce çocuk şarkılarının oyunlarını yapmışlar. Sözlerin kelime karşılığını görebildiği için anlamaya başladı. ‘Wheels on the bus’ ‘ittsy bittsy spider’ ‘old mcdonalds’vb özellikle ‘Duck duck moose’ prodüksiyonları çok başarılı… Gerçi artık onları da telefonumuzdan çıkardık…

Bir de gene Duck duck Moose un bir uygulaması Fish School, okul öncesi çocuklara yönelik şekiller, alfabe, rakamlar ve hafıza oyunları var… Adı gibi okul vazifesi görüyor ve öğretiyor.

Naif, basit, yorucu olmayan ve eğitici bir uygulama ‘Tickel Tap’. İçinde 5 oyun var. Şekiller, kelimeler, rakamlar ve seslerle ilgili. Şimdiye kadar denediğimiz bağımlılık yaratmayan tek oyun. Her oyunla bir defa oynayıp tamamlaması, ona doyması max 1o dakika. İdeal bir süre…

Tabii ki gördü, denk geldi ama 1 yaşına kadar televizyon, bilgisayardan kaçındım. İki yaşına kadar da seyretmemesi gerektiğini savundum. Ama artık hepten yenik düştüm…

Sınırlı, kontrollü olduğu ve diğer aktivitelerinden, hayatından geri kalmadığı ve teknoloji bizi esir etmedikleri sürece hayatımıza buyur ediyoruz.

Sokağa çıkıp koşturup oynamış, bisikletine binmiş veya okuluna gidip arkadaşlarıyla vakit geçirmiş ise akşam bir saat televizyon seyretmiş, öğlen yorulmuş eline telefonu almış oynuyorsa artık dert değil diyorum…

Esas neticelerini ileride göreceğiz.

Not: İphone uçak modu, SIM kart kapalıyken de uygulamalar çalışabiliyor.

Caddebostan Kültür Merkezi

Yağmurlu bir Pazar gün çocukla gidilebilecek ideal bir alternatif. Uzun süredir aklımda olan programımıza bugün uyabildik.

Saat 11:30 gibi CKM geldik. Bizim için oranın adı ‘döner kapı’… Önce kukla gösterisine 13:00 e bilet aldık. Hafta sonları çocuklar için tiyatro, kukla gösterisi bulmak mümkün. Ben de programa bakmadan gittim.

Sonra DNR’a girip kitap ve dergileri karıştırdık. Sonra Hayal Kahvesi’nde oturup bir şeyler yedik. Etrafta bolca çocuk vardı. Beraber koşturup oynadılar…

Ara katta sergi salonu da var. Oraya da iki kere indik çıktık.

Tabii ki yürüyen merdivenlerle sinema katına da 10 tur yaptıktan sonra asansöre binip tiyatro salonlarının bulunduğu kata gittik.

Önce salonu gezdik, koltukları keşfettik. Tekrar çıkıp biletimizi verip koltuğumuza yerleştik.

Benim açımdan gösteri tam bir hüsrandı. Diyaloglardan, şarkılara, kuklaların kullanımına hiç çalışılmamış ve özensizdi. Bunlar çocuk ne versek seyrederler demişler herhalde.

Bütün çocuklar gayet hevesli ve özenli oturdular. Dinlemeye niyetliydiler. Ama 10 dakika geçmedi fireler vermeye başladı. Bana kalsa hemen çıkardık. Ama bizimki de gayet edepli oturdu alkışladı, hevesini kırmak istemedim. Ne zaman ağzından anne çıktı, hemen kaçtık.

Madem böyle bir mesleğe gönül vermişsin, bari çalış, araştır. Niye bu kadar üstün körü yapılır ki bu iş hiçbir anlam veremedim. İlk deneyimimiz buna denk geldiği için de ayrıca üzüldüm. Denemeye devam, elbette bir yerlerde bu işi ciddiye alan birileri vardır.

Top havuzu nerede var?

Son zamanlarda, arama motorlarından gelen en popüler soru bu ‘top havuzu nerede var?’

Sanırım bir çok yerde var. Boyutları ve temizliği itibarıyla değişiklik gösteriyordur.

Mesela IKEA bizim henüz yaşımız el vermediği için giremedik ama geniş ve ferah bir alana benziyor.

Bizim favorimiz ise Erenköy Playbarn. İki katlı bir parkuru var. Herhalde 4 yaşa kadar ideal ama daha büyükler için küçük kalabilir. Artık biraz eski yüzlü olmaya başladı. İlk zamanlardaki parıldamıyor. Playbarn’ ı benim tercih etme sebebim ablaların olması ve biraz kafa dinleyebilmek. Özellikle hava kötüyse ve hasta, halsiz gibiysem 1 saatliğine uğruyorum, ablalara emanet edip ben de kahvemi içiyorum. Kurtlarını döktükten sonra geri alıyorum. İki arkadaş gidince daha da keyifli oluyor, çocuklar açısından da. 2 yaşına kadar sadece ablayla da eğleniyordu artık arkadaş arıyor tabii…

Marina Develi, bunu da kaç zamandır yazmak istiyordum. Kebapçı ve balıkçısı varmış, biz kebapçısını test ettik. Afilli bir restaurant ve içinde oyun alanı var. Dışardan çok matah görünmese de çocuklar bayılıyorlar. Küçük de olsa bir top havuzu, televizyon, kaydırak, salıncak, arabalar vs var. Yemeğini oyun odasına gönderebiliyorsun. Abla çocuklara yediriyor. Benim pek içime sinmemiş olsa da bizimki çıkarken kıyameti kopardı gitmem diye rezil oldum. O kadar beğendi… Tabii farklı yaş grupları var, abilerin arasında havaya girmiş kucağa alınınca çok bozuldu.

Eminim daha tonla yer vardır. Şimdilik görüp de içime sinen bunlar. Diğer taraftan top havuzlarının potansiyel birer mikrop yuvası olduklarını da doktorumuz özellikle hatırlatır.

Eric Herman, İnvisible Band

Az önce youtube da karşılaştık kendisiyle…

Eğlenceli çocuk şarkıları yapıyorlar… Ailecek dinlenebilecek kıvamda… (en azından bizim zevkimize göre, çizimlerdeki eric herman da babamıza benziyor zaten, kravatı fazla sadece)

http://www.erichermanmusic.com
kendi sitelerinden de dinleyebilirsiniz…

Anladığım kadarıyla en meşhur şarkıları ‘The Elephant Song’, ben buluşamayan ay ve güneşin hikayesini de çok beğendim ‘The Tale of the Sun and the moon’…

Şarkıları kısa hikayeler tadında, öğretici ve yalın bir dili var…

Güneşi gördük kendimizi sahile attık

Caddebostan Migros un arkasındaki park

Deniz kenarı, uzun bir yürüyüş parkuru olması sebebiyle özellikle güneşli kış günlerinde çok cazip bir seçenek…

Tek kusuru çocuk parkının pisliği, pislikten öte kırık camlar… Çekirdek kabuklarından, izmaritlere, kırık şişelere herşey var… Anlamadığım birşekilde bunlar kaydırak tepelerinde de var. Her gittiğimizde önce ben çıkıp çöpleri atıyorum… Şikayetlerimi ilettim, Büyük Şehir Belediyesi bakıyormuş ama bir gelişme olmadı. Etrafta havalı araçlarıyla aylak aylak dolaşan tonla park görevlisi var… Biri de eline sürürgeyi alsa en fazla yarım saat işi var o parkın..

Caddebostan plajı, parktan sonra kumla oynamaya gittik. Belediyenin bir de çay ocağı da var… Oraya giderken çocuklara lastik yağmur botlarından veya su geçirmez bir ayakkabı giydirmekte fayda var. (Denize ayak sokmaları ihtimaline karşı) O zaman rahatça oturup bir kahve içilebiliyor.

Yaş 2,5 da uyku

Çocuk uyutmakla ilgili yaklaşımımı değiştirdim. Aslında olayların gelişimiyle değişti…

Çocuk yatağına geçiş sonrasında eski taktikler işe yaramaz oldu. Bu zaman zarfında şöyle bir çıkarıma vardım:

Zaten yaşı gereği inatlaşmaya ve kendi bildiğini okumaya meyilli zorlamanın, kurallara boğmanın ve sert çıkışmanın bir anlamı olmadığı gibi, neticesi de yok.

Geçenlerde tatlı başlayan uyku seremonimiz sonunda kavgaya dönüştü. Bildiğim bütün uyku ritüellerini uyguladım, sonunda pes edip televizyon açtım. İlgisini çekmeyeceği ve anlamayacağı için İngilizce bir sit com tercih ettim. O da koltuğa oturdu ve gecenin 2 sinde uyuyakaldı. İşte dedim inatlaşmanın sonu.

Çocuğu fazla yormanın da uykuya bir faydası olmuyor. Gene geçenlerde, bir bütün günü sokaklarda geçirdik. Pusette saatlerce uyuyamaz bu sayede akşama erken yatar nasıl olsa demiştim. Yok o zaman da uykusuzluktan zıvanadan çıktı.

En son Pazar günü, bir arkadaşım 1,5 yaşında oğluyla bize geldi. Öğlen bizimki sütünü alıp uyuma teşebbüsünde bulunduysa da olmadı. Aklı bizde kaldı. Minik misafirimiz uyuduktan sonra biz de kahvelerimizi alıp oturduk koltuğa sohbete başladık. Bizim ki de eksik kalır mı? çayını alıp kuruldu aramıza… Biz laflarken o da daldı uykuya…

Akşamına da bir kitap okuduk, yatak sefası yaptık. Gene 10 gibi makul bir saatte uyudu kendi başına…

Anladığım şu, uyku su gibi bir ihtiyaç, mühim olan ona uyuyabileceği bir ortam sağlamak, işte o zaman çok doğal olarak o da uyumayı tercih ediyor.

Fazla titizlenmek ve üstüne düşmek, uykuyu olağandışı bir olay haline getiriyor. Bugün de okuldan geldik yemeğimizi yedik ve uykum geldi dedi gitti yattı ve şimdi uyuyor. Umarım bu şekilde sükunet içinde devam eder…

Geriye bezden kurtulma ve biberonu bırakmak kaldı…

Aç Tırtıl

Bugünkü ‘İyi Cüceler’ gezimizden eve ‘Aç Tırtıl’ kitabıyla döndük. Döndükten sonra ‘Bir dolap Kitap.com’ dan kitabın 40 seneyi devirdiğini (1969 ilk basımı) öğrendim.

Yazarı Erci Carle’nin ağzından kitabın hikayesi: http://www.eric-carle.com/short_video.htmlBu arada, balkonumda duran sadık dostum sardunyamı tırtıklayan biri vardı. Güzelim yaprakları delik deşik oldu. Aklıma bu geldi, okurken örnek olur diye çiçekten delikli bir yaprak aldım yanıma.

Oturduk koltuğa başladık okumaya… Tırtılın yediği kocaman yaprağa sıra geldiğinde, ben de bizim sardunya yaprağını çıkardım gösterdim.

Bir de ne görelim, altında koza örmüş bir tırtıl. Hikaye gerçek oldu. Benim obur tırtılı buldum.

Fotoğrafta belli mi bilmiyorum ama yaprağın üzerinde beyaz bir bulut var, işte onun içinde yeşil tırtıl. Ama kitaptaki gibi şişko değil, onca yaprağa nasıl kilo almadı anlamadım…

Ben çocuklar gibi sevindim, tesadüf onca yaprağın arasından nasıl onu koparmışım. Aynı coşkuyu esas seyirciden alamadık…

Kitap dedikleri gibi çok yönlü, renkli ve ilgi çekici… Diğer taraftan bir tarihi ve kendi hikayesi var. Ve şimdi bizimle de bir anısı oldu…

Çocuk yatağına geçiş ve okula başlama

Bizim için aslında biraz erken bir girişim oldu. Hemen akabinde hasta da olduk filan derken zorlu bir süreç atlattık ama artık alıştık. O da, biz de …

Anladığım kadarıyla, çocuk açısından radikal sayılabilecek değişikliklerde annenin kararlı ve rahat davranması alışma sürecini hızlandırıyor.

Çocuk yatağı geldiğinde, yatmamasına rağmen eski yatağını birkaç hafta kaldırmadım. Ama uykuya geçişte sıkıntı yaşadığımız noktalarda eski yatağına yatırmaya teşebbüs ettim. Ve elbette ki ters tepti, eski yatağa yatmayı kabul etmedi.

Gerçeği söylemek gerekirse, eski yatağı bir B planı olarak elimde bulundurmak istedim. Olmadı, ama başka bir işe yaradı. Onun isteğiyle odasından gitmiş oldu, trajik bir ayrılık olmadı.

Aynı dönemde okula da (annesiz oyun grubu) yeni başlamıştı.
Haliyle sebebinin kestiremesem de ilgi alanları da değişmeye başladı. Eskisi gibi yatma rutinin de kitap okumayı veya kendi başına resim yapmayı bıraktı. Okuldaki diğer velilerle konuştuğumda benzer durumların onlarda da olduğunu öğrendim. Belki yaşları itibarıyla değişkenler veya okula başladılar diye bilmiyorum…

Büyük yatağa geçerken ki niyetlerimden biri de, yatmadan önce beraber yatağa uzanıp kitap okumaktı. Ve bu tatlı bir hayal olarak duruyor.

Geceleri veya benden erken kalktığında ise sıkıntılı bir durum yoksa önce odasında oynuyor sonra yanıma geliyor. Bu sebeple ulaşabileceği noktalarda krem, ilaç vb tehlike oluşturabilecek malzemeleri bulundurmamaya özen gösteriyorum.

Başımıza gelmedi değil, sabah bir uyandım bizim odanın yerleri ve halı kremimle itinayla cilalanmış. Malzemeden de kaçmamış… Veya babasının kokusunu almış güzelce kokutmuş etrafı da, kendisini de… Süs sabunu yemiş… yüzüğümle misket oynarken de yakaladım gibi daha aklıma gelmeyen olaylarla karşılaşıyorum.

Gün içinde de bu tip deneysel çalışmalara girişiyor. O noktada uyanık olmak gerekiyor. Sessizlik varsa bir iş üstünde demektir. Kendi başına oynarken bile konuşur. Ama hiç denemediği, bilmediği, yasaklanmış bir konuyla uğraşıyorsa dikkat kesildiği için sesi de kesiliyor. Fakat uyurken kulak kabartamıyorum arada kaçıyor…

Netice de kendi yatağında uyuyor ancak saatler konusunda ısrar edebilecek kuvvetli bir kozum kalmadı. Tek yapabildiğim, kendi ve bizim oda dışındaki alanları onun kullanıma kapatarak ortamı daraltıp, uykuya teşvik etmek olabiliyor. Bir de öğlen uykularını kısaltarak, akşam uykularını erkene çekmeyi becerebiliyoruz arada.