-mış gibi yapma oyunu

Anne bak kafama yavru kuş kondu…
Avuçları açık, ellerini uzattı… Ne kadar tatlı bak, minicik yavru kuş…
Anne al, elma kopardım… Sen de ye…

Hatırlıyorum daha bir yaşındaydı, acaba çocuklar ne zaman araba sesi çıkartıp veya uçak sesiyle uçarmış gibi yapmaya başlıyorlar diye düşünmüştüm. Çünkü o benim gözümde yalnız oynamaya başlangıç göstergesiydi.

Şimdi düşünüyorum da hangi ara başladı hiç hatırlamıyorum. Sanki hep öyle oynuyormuş gibi geliyor. O yüzden –mış gibi oyununu not almaya karar verdim. Bizimki 2,5 yaşıyla beraber kendi uydurduğu mış gibi oyunlarına başladı.

Okuldaki annelerle de konuşuyoruz da, kimi daha erken ve yoğun, kimi de hiç oynamıyormuş. Ama kesinlikle hepsinin kendine ait bir hayal dünyası var.

Bizimki arabalarla oynarken gerçekten kendi dünyasına kapılıyor. Yeni başladığı okuldaki öğretmeni de ilk hafta defterine ‘arabalarla oynamayı çok seviyor!’ diye ünlem düşmüş. Kendini dış dünyadan, kalabalıktan izole etmek istediğinde özellikle şarkı söyleyerek veya araba sesi çıkarak kapatıyor.

Arada kitaplarla da yakalıyorum ama genelde hayvan sesleri, patlama efektleri vs. Kız çocuklarına kıyasla oyunlarından hiç havadis alamıyorum. Bu da hep aklımda olan triklerdendi. Ah bir konuşsa oynarken çaktırmadan aklından geçenleri
öğrenirim diyordum.

Ama bizde araba düştü, kaza yaptı, yokuşu çıktı, tekerleği parçalandı, tamir etti, yağ koydum gibi gayet teknik konular konuşuluyor. Hiç tahmin ettiğim gibi olmadı.

Çocuğun aklında kilerini öğrenmenin bir yolu da drama dersleriymiş. Gitmedik ama anladığım kadarıyla bu –mış gibi yapma oyunu üzerine kurulu. Uydurma hikayeler üzerinden rollere bürünme, dialog tamamlama, pandomim vs.

Hazır bizimki de başlamışken, ben de evde şansımı deneyeceğim bakalım bir şeyler yakalayabilecek miyim?

Çocuğun ağzından laf almak

Bir anne çocuğu için normalde alttan alacağı bir davranışa karşı sert çıkabilirmiş.

Kendime şaşırdım, nasıl böyle bir çıkış yapabildim diye. Normalde uyarı bile olsa kelimelerimi ve ses tonumu özenle seçer, karşımdakine uysalca anlatırım rahatsız olduğum konuyu. Bu bir eleştiri olacağı için de kaygılanırım söyledikten sonra.

Ama artık o kadar biriktirmişim ki, bir anda olduğu gibi çıktı kelimeler… Gene dikkatli seçilmiş olsalar da, direkt ve serttiler. Küstah değildim, bağırmadım ama sesim de gayet net ve duyulabilir çıktı.

Zaman zaman geçti, beraber güzel oynadılar. Kimi zaman tetikteydik ısırmasın diye… Ama artık kendi başlarına oynamak koşturmak istiyorlar, hakları da… Peşinden kaydırak tepesine çıkmayı bırakalı bir yılı geçti artık. Zaten ne kadar tepelerinde durabilirsin ki, kucağında bile olsa hop iki saniye de kapıyor.

Yaşları gereği oyuncak konusunda veya herhangi bir konuda çekişmeleri çok doğal. Hep, kardeşi olsa veya çok kuzenli kalabalık bir evde büyüse, çocuklar arasında ki olağan kavgalardan olacaktı bu da, diye düşündüm.

Ama iki kere üst üste kolunda ki morlukları görünce yeter artık dedim!

Hakkını savunsa da, başkasının oyuncağına el koymaya niyetlense de şiddete başvurmak bizimkinin huyu değil. Azarı ısıran işitse de bizimki üstüne alınıyor. Ben ağladım diye gidiyorlar veya ayrı odalara alındık diye düşünüyor.

Şimdi aklından neler geçiyor, nasıl öğrenebilirim ve haklı olduğunu, oyunun onun yüzünden bozulmadığını nasıl anlatabilirim onu düşünüyorum.

Arkadaşlıklar başlayınca bu gibi sorular durmayacak… Bugünden konuşabilmeliyiz, bir çocuğun ağzından baklayı nasıl çıkartırsın?

Her bahar aynı hata

Doğduğundan bu yana güneşi gördüğümüz ilk günü şifayı kapmayı başarıyoruz. Elbette bu başarı bana ait…

Güneşin alnında koşturduğu için terliyor. Durduğu zaman veya gölgeye geçince hapşurmaya başlıyor.

Lahana gibi kat kat giydirip, duruma göre sürekli üstünü giydirip çıkartıyorum.

Ama pusete geçince, işte bu nokta kritik, hala kışmış gibi giydirmek veya örtmek gerekiyor, onu atlıyorum.

Seneye bahara bunu hatırlayabilirsem ne ala! 3 sene oldu yuh! Gene nezle, gene öksürüyor…. Aferin bana….

Kötü haber; İyi Cüceler taşınıyormuş

https://kimana.wordpress.com/2010/09/25/iyi-cuceler/

En az haftada bir İyi cücelere uğrar olmuştuk. Yürüyerek önce Beyaz Fırın’da tatlımızı yer, parkında oynayıp, İyi cücelerde atıyorduk kendimizi…

Her seferinde farklı bir sohbet oluyordu… Bu sefer taşınacaklarını öğrendim. Çok keyifli, özenle düzenlenmiş rahat bir ortamı var ve insan kitaplara bakmaya doyamıyor…

Umarım gitmezler çünkü biz iyi cücelerde vakit geçirmeyi çok seviyoruz. Giderlerse özleyeceğiz…

Var mı bu işin bir doğrusu?

Kimi noktada nasıl davranacağım konusunda kararsız kalıyorum. İleride etkileri neler olur bilmiyorum, o yüzden ince eleyip sık dokuyarak gözlemlerimi anlamlandırmaya çalışıyorum. Okuduklarımı, anlatılanları kendime göre yorumluyorum. Yaptığımın yanlış olmadığını bilirsem kendimden emin oluyorum, tavırlarım da kararlı oluyor.

Babası da çok çalıştığı için, bizim geçirdiğimiz süreçlerden ve benim bu kafa yormalarımdan bihaber, karşısında küçük bir yetişkin varmışçasına, yaptıklarını herhangi bir süzgeçten geçirmeden tavır takınıyor.

En sonunda oturduk konuştuk. Tavırlarımızın neticelerinden, ona etkilerinden vesaire bahsettim. Kafası karıştı. Beni haklı bulduğunu söylese de, hayatı akışına bırakmaktan yana olduğunu ve çocuğa karşı davranışların sorgulanmadan yaşanması gerektiğine inandığını söyledi.

Çevresindeki herkesi çocuğuma karşı davranışları konusunda uyaramam. Farklı karakterde, yaklaşımda insanlar olduğunu görmesi gerekir, kimi yerde hayal kırıklığına uğrasa da… Bu konuda kendisiyle hem fikirim.

Ancak anne babası olarak bizlerin tavırları kemikleşmeden yaklaşımımızı sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu spor yaparken yanlış öğrenilen bir hareket gibi yer ederse değiştirmekte zorlanırız. Ebeveyn olarak çocuğumuzun gelişiyle davranışımızı, konuşmalarımızı yeni şekillendiriyoruz. Bunları doğru oturtursak, ileride ilişkimizi tamir etmek için uğraşmayız.

Nereye kadar kendimizi yeniden şekillendirmeliyiz. Küfür etmeyi bırakmak veya bir şey isterken ‘versene alsana’ demek yerine, ‘verir misin’ demek şekilcilik midir? Koltukta tencereden yemek yemek, çoraplarını çıkarıp salonda bırakmak… Çok komik olsa da, başarısızlığa uğradığı noktada gülebilir miyiz? Çocuğa örnek olmak adına nelerimizi değiştirmeliyiz?

Bir de sigara konusu var. Emzirmeyi bıraktıktan sonra tekrar içmeye başladım. Evde sadece balkonda sigara izni var, dışarıdaysak da aynı masada oturuyorsak sigara içmek isteyen masa değiştirmek zorunda… Ama artık açık havada mesela o parkta oynarken banka oturup içiyorum. Yani beni içerken görüyor. Eskiden ona da müsaade etmiyordum.

Bütün bunlar kafamın köşesinde bir soru işareti olarak duruyordu. Çalışırken de böyleydim, bir şey yapacaksam planı, programı, her türlü detayı, alternatifi bulunmasını isterdim, sorularımla astlarımı epeyce bıktırırdım. Artık sadece iş başı yapmak lazım, ön çalışma bitmediyse de, süresi bitti…

Yeni bir yer: Çocuk oyun alanı ve annelere kahve / Rettocafe

Bir arkadaşımız vesile oldu ve sınıf annelerini organize edip yeni açılmış bir kafede buluşturdu bizi. Sahil yolu üzerinde sanırım muhitin adı İdealtepe oluyor, oldukça geniş gün ışığı alan, yeni açıldığı için temiz pırıl pırıl bir mekan.

İnternet sayfalarında çocuk oyun alanının fotoğrafını koymamışlar ama benim gittiklerim arasında kapalı ve sabit kurulmuş en geniş oyun alanı.

Çocuklar çılgınlar gibi eğlendi, top havuzu, trambolin, şişme oyun parkurları, tüneller, köprüler… Başlarında iki abla vardı, gerçi kalabalık olsa tek başına içeri bırakabilir miydim emin değilim ama zaten sadece bizim çocuklar vardı sorun olmadı. Sonradan gelen minik ablalar da bizimkilere gözkulak oldular…

Sadece oyun alanı biraz serin gibi, girişte ayakkabılar çıkartılıyor. Ev ayakkabısı veya kalın çorap olsa içiniz daha rahat edebilir. Klima da çok esiyordu, alan geniş olduğu için üstlerine geldiğini sanmıyorum.

Oyun alanı ücretli. Kafe bölümü de hiç fena değil. Kahvaltı da varmış, hafta sonu sabah kahvaltısı için güzel bir buluşma mekanı olabilir. Ben kahve içtim ki güzeldi, benim ufaklık tost yedi o yüzden yemekler konusunda bir fikir yürütemiyorum.

İki tane anne çocukların doğum gününü kutlamak için şimdiden rezervasyon yaptırdılar.

Otopark sorunu da yok.

http://rettocafe.com/?page_id=13

Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar

Okul değişikliğiyle birlikte ben de kendimi ve davranışlarımı yargılamaya başladım. Olayları daha başka okumaya çalışıyorum. İster istemez yaklaşımım da değişmeye başladı.

Çocuğu cesaretlendirin denir ya işte onu abartmamak gerektiğini düşünüyorum. Onu biraz daha kendi haline bırakmaya birşeylerle uğraşırken yapsa da, yapamasa da tepki vermemeğe gayret ediyorum. Zorlandığında dahi yardım istemiyorsa hemen atlamıyorum. Başarabildiğinde zaten koşup zaferini benimle paylaşıyor.

Diğer türlü bir kere deneyip yapabildiyse ve o noktada aferin harikasın dediğimde ikinci denemede başarısız olduğunda uğraşmaktan vazgeçiyor ve elindekinin fırlatıp atıyor.

Kızgınlıklarında da aynı şekilde görmezden geliyorum. İlk müdahale de hemen yanına gidip rahatlatmaya çalışırsam sakinleştirmek mümkün olmuyor.

Diyelim yemek yemeyi reddetti veya uykusunu alamadı veya hiçbir sebep olmaksızın sadece huysuzluğu üstünde, ne yapsa mutlu olamıyor, ipler yavaş yavaş kopuyorsa bırakıyorum. Bana da bulaşmaya başlıyor, bir sürü talebi oluyor ama iki saniye sonra onları da istemiyor, ağlamalar, kendini yere atmalar. Anlıyorum ki istediğini yapmak hiçbir işe yaramıyor, keza kızmak azarlamak da…

Tek bir konuda müdahale ediyorum odası dışında evde eşya fırlatmasına izin vermiyorum. Odan da istediğini yapabilirsin senin eşyaların ama burada olmaz, odan da sakinleşince gelirsin diyorum ve odasına gönderiyorum.

Tabii ağlamalar şiddetleniyor, o nokta da bir tek kucak isterse ve sarılır benimle sakinlemeye çalışırsa reddetmiyorum.

Kızgınlığın, küskünlük olmadığını veya sevgimizi eksiltmediğini bilmesini istiyorum.

Artık görsem de ağzımı daha sıkı tutmaya çalışıyorum. Ciddi bir tehlike yoksa iyi ya da kötü yaptıkları hakkında daha az yorum yapıyorum, denemelerine karışmıyorum. Herkesin yalnız başına kaldığı zamanların ve tek başına uğraşlarının olmasına izin veriyorum.

Kimi zaman zor oluyor; ağlarken, kızgınken onu teselli edememek veya o ciddi şeker halleriyle gidip onu mıncıramamak. Onun zorlandığı noktalarda hemen gidip kaldırıvermek, halledivermek istiyorum ama yapmamam gerektiğine inanıyorum.

Ben kararlı oldukça ve o da daha fazla inisiyatif kullanabildiğini hissettikçe o kaoslardan kurtulmaya, daha keyifli günler geçirmeye başladık. İnatlaşmalar azaldı.

Çocuk açısından baktığımızda da anneler işte bu sebeple sevilmez ya zaten, habire karışırlar, her yaptığın hakkında bir söyleyecekleri vardır ve senin için en iyisini bildiklerine inanırlar. Nedense de zamanla doğru söylediklerini anlarsın… Diğer taraftan da bir ana yüreği vardır, kızar kıyamaz, küser gidemez…

Okulu değiştirdik

Eve bakıcı almaktansa, haftanın 5 günü bir anaokuluna göndermeyi tercih ettim. Hem iş yüküm hafifleyecek hem de sorumluluğumun bir kısmını paylaşabileceğimi düşündüm. Evde bir başımıza bugün ne yapsak diyeceğimize belirli bir programı olan arkadaşlarıyla beraber vakit geçirebileceği, benim de kendime zaman ayırabileceğim şu koşullar altında ideal bir program.

Eski okula kıyasla çocuğa yaklaşımları tamamen farklı. Çocukların kendi işlerini kendileri görmesi bekleniyor. Sabah 9:00 da yarım saat bahçe saatiyle başlıyor. Çocuklar çantalarını bahçenin bir köşesine bırakıp oynamaya başlıyorlar. Etrafta öğretmenler serpiştirilmiş onları gözlemliyor. Her türlü hava koşulunda en az bir buçuk saatleri bahçede geçiyor…

Sınıfa girerken merdivenlerden kendi çantalarını taşıyıp çıkıyorlar. 2 ve 3 yaş grupları için oldukça zor görünüyor. Montlarını, ayakkabılarını kendileri çıkarıp yerlerine koyuyorlar ve kolları sıvayıp doğru lavaboya el yıkamaya gidiyorlar. Tabii o aşama biraz curcuna…

O kadar harikalar ki, ne kadar meşakkatli bir iştir o… Kimisi ayakkabısı çıkarırken düşüyor, kimi usanıp vazgeçiyor, kimi montunu fırlatıp atıyor. Öğretmenler de sadece nasıl yapmaları gerektiğini söylüyorlar ve kendileri halledene kadar da zaman tanıyorlar.

Yemek de ayrı bir alem… Önlerine ne konursa yemeleri bekleniyor. Çok minik porsiyonlar veriliyor ve yemek isteyen olursa istemek zorunda, izzet ikram ‘aaa hayatta olmaz birazcık daha buyurun yok’. Biraz daha isteyebilmek için de önce sevmediğin yemek bile olsa tadına bakman gerekiyor.

Öğretmenler ve yarımcı öğretmen de onlarla beraber o minicik masaya oturuyor. Sofrayı kendileri topluyor. Bizimki tabii işine gelmeyen yemekler olduğunda ki bu pişmiş sebze bölümü epey zorlandı. Bütün gün iki parça meyve ve salatayla idare ediyor. Haliyle bu durumdan epey muzdarip, yemek saati yaklaşınca ağlamaya başlıyor, aç bilaç yavrucak…

Dışarıdan bir anne olarak bakınca oldukça gaddar, sert bir yaklaşım gibi görünse de, bizimki açlıktan okulda ağlasa da genel olarak çocuklar hallerinden çok mutlu. Galiba kitaplarda yazıldığı gibi onlar disiplini ve sorumluluk almayı seviyorlar.

Ben de sorumluluğumu 4 saatliğine de olsa paylaşabiliyor olmanın hafifliğini yaşıyorum. Hele ilk hafta muhteşemdi. Pestili çıkmış halde eve gelip uyudu. Yemekler ona bir lütuf gibi göründüğü için büyük bir şevkle masaya oturdu ve kendi yiyebiliyor olmanın gururuyla benim müdahale etmeme izin vermedi.

Ama ikinci hafta sınıfın eski öğrencilerinden ikiz kardeşler bir ay sonra tekrar okula başladıkları için adaptasyon zorluğu çekmişler. Biz tabii oturmuş sınıfa gelmenin lüksünü yaşıyorduk. Diğer çocuklar tüm kuralları bildikleri ve bu rutine alışık oldukları için bizimki aralarına karışıverdi. Ama ağlayan başka çocuklar da olunca bizimkinin de ağlamaları tetiklendi.

Bütün bunlar haricinde derste şarkılar, oyunlar, resim, kitap vs haftalık konuya göre aktivitelerini yapıyorlar. Çocuklara da diledikleri gibi çalışma şansı tanıyorlar. Eski okuldaki gibi sadece şablon içi boyama veya öğretmenler tarafından yapılmış sanat şaheserleri gelmiyor eve. Bizimki eski okula başladıktan sonra resim yapmayı bırakmıştı, şimdi gene aldı kalemi eline…

Bizimkiyle ilgili aldığım hiçbir karardan yüzde yüz emin olamıyorum, hep bir acaba mı soru işareti olarak kafamda kalıyor. Şimdilik iyi ki diyebiliyorum, keza bunu eski okul için de söylüyorum. İyi ki daha küçük ve korumacı bir okulla başlamışım, iyi ki ara sezon da geçiş yapmışız diyebiliyorum ama bundan sonrasını zaman gösterecek…

Foça’ya kaçtık

Sömestr tatilinde radikal kararlar aldım. Kimini uygulamaya geçirebildim, kimini rafa kaldırdım. Evdeki yardımcı ayrılıp okul da tatile girince, baktım ben tek başıma başkaldırmalar ve isyanlarla başa çıkamayacağım, Foça’ya annemlerin yanına attık kendimizi. Çok da iyi yapmışız bana da, oğluşuma da özgürlük, şımarma, bolca yeme ve yürüyüş imkanı tanıdı.

O arada kendimize biraz da dışarıdan bakabilme fırsatım oldu. Şunu anladım ki günlük rutin için de ben çocuğumu gözlemleyemiyorum. Anneannesiyle, dedesiyle, yemek yerken, yürüyüş yaparken oynarken ben de gayet keyifli ayaklarımı uzatmış seyredebildim.

Uygulamaya koyabildiğim ilk değişiklik okul konusunda oldu. İstanbul’a döner dönmez eski okulumuza çıkışımızı verip, yeni bir yere kaydımızı yaptırdım.

Bu arada herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine, kışın da Foça’nın da keyfine diyecek olmuyor.