veeee 3 yaşın da bi numarası varmış

Neden 2 yaş sendromu bu kadar popüler olmuş anlayamadım. Daha hamileyken biliyordum ‘trouble two’ diye bir kavram olduğunu. Aramasam karşıma çıkmayacak ‘horrible three’…

Evde bakıcı olmasının avantajlarından biri de bu olsa gerek… Telaşa kapıldım, neler oluyor bir türlü anlam veremiyorum.

Ciddi gelgitler yaşıyoruz. Birdenbire heyheyleri geliyor, atıyor, kaçıyor, hiçbir şeyi beğenmiyor istemiyor. En iyisi onu yalnız başına bırakayım siniri geçsin diyorum.

Bazense gayet uyumlu, anlatarak işlerini hallediyor (yok anne ben yemicem, istemiyorum, yoruldum vb…), izin istiyor…

Benim de kafam karıştı, ben mi bir şeyleri yanlış yapıyorum? Evde bakıcı olması mı onu rahatsız etti? Uyku düzenini mi değiştirmek lazım derken… Meğersem bu da olağanmış…

Kaç tane arkadaşımı biliyorum, 3 yaş çocuğuna bakıcılığa başlayıp 2 ay sonra kaçan… dedi bizimki… Sonrasında da sınıf öğretmeni açıkladı, yaşının hareketlerini yapıyor. Etrafındakileri test ediyor diye…

Tehdit, Rüşvet, Kural

‘Okul öncesi dönemde çocuğa yaklaşımınız nasılsa ileride o da size aynı şekilde davranacaktır’ demişti gittiğimiz pedagog.

Anladığım kadarıyla aktarıyorum: Çocuklar, sınırlandırılmaya ve gün içinde kurallara ihtiyaç duyarlar. Fazla başı boş kaldıklarında huysuzluk çıkarır, bulundukları ortama adapte olmakta güçlük çekerler. Kurallarınız olsun, sakın rüşvet vermeyin veya tehdit etmeyin. Çünkü ileride bu, size ‘bana hamburger almazsan ders çalışmam’ vb. şekilde geri dönecektir.

Ben de ağzımdan çıkanları duymaya, olaylara bu gözle bakmaya çalıştım. Aslında söylenen değil sadece söyleme şeklinin değiştiğini fark ettim. Ve sordum:

Yemeğini yersen, televizyon seyredebilirsin veya şekerini veririm = rüşvet

Yemeğini yemezsen televizyon seyredemezsin veya şekerini vermem = tehdit

Önce yemeğimizi yiyoruz sonra televizyon seyrediyoruz veya şekeri yemekten sonra yiyoruz = kural

Mı oluyor yani! Bu kadar basit mi? sonuçta, cümle kurmadan eyleme döktüğümüzde içerik değişmiyor.

1 Adım: Yemek yemek
2 Adım televizyon seyretmek gibi

Evet aynen öyle dedi… Bu kadar mı?

3 yaşın eline fotoğraf makinesi vermek

Çocuk emniyet aparatlarına pek rağbet etmesem de, priz girişlerine çocuk emniyet kilitlerinden takmıştım. Ne zamanki onu da açabildiğini gördüm, çocuğun aparatla değil konuşarak korunabileceğini anladım.

Çocuk deyip geçmemek ona güvenmek gerek. Bunu sıkça aklıma ve dile getirsem de, pratikte çok da uyguladığım söylenemez.

3 yaşla birlikte, bizimki ve arkadaşlarının anlatılanları dinlediklerine ve uygulamaya geçirdiklerine sıkça şahit oluyorum. Başlarında sürekli bir denetimci olduğu için denemek, yanlış yapmak, düşmek, yanılmak gibi lüksleri çok olmuyor. Uyarı, tavsiye, açıklama, yönlendirmeyle büyüyorlar.

Okula başlamasıyla birlikte, bu özgürlüğe kavuştuğuna inanıyorum. Annelerin cesaret edemeyeceği kadar az yardımla kendi başlarının çaresine gayet de güzel bakabiliyorlar.

Okulların başlamasıyla birlikte 2, her çalışmayan anne gibi benim de ‘hobi’me vakit ayırma şansım oldu. Fotoğraf kursuna katıldım. Haliyle, evde fotoğraf makinesi daha bir ortalıkta dolanmaya, fotoğraf konuşma konusu olmaya, eve fotoğraf dergileri gelmeye başlayınca bizimki de el atmak istedi. Ancak bizim süper hüper fotoğraf makinesini ona emanet etmeye gönlüm razı olmadı. Hal böyle olunca o da minik dijital makineyi rehin aldı.

İlk başlarda oradan tut, buna parmağın değmesin, şuraya bak vs gibi direktiflerle yönlendirmeye çalıştım, nafile… Ben çekerken o da beni çekmeye başladı ve çocuklar iyi taklitçi oldukları için pozu hemen kaptı. Vizörü kapalı gözüne tutsa da gören şimdiden çocuk prof olmuş der.

Bütün sevimli şaklabanlıklarına rağmen çıkan netice, yani çektiği fotoğraflardan bazıları gerçekten kayda değer yaratıcı karelerdi. Yaratıcılıktan öte sahici bir durum vardı, çünkü kendi boyunda kendi görebildiklerini çekebiliyor. Yani ayakta duran insanların kafaları yok, uzaklığa göre tabii ama ortalama bel seviyesi. Ağırlıklı olarak ayaklar ve paçalar çıkıyor. Alt açı tezgah, evyede yıkanan eller vs…

Ayrıca parmaklarını nereye koyacağını kestiremediği için arada flaşın önüne denk gelmiş ve fotoğraf kendi içinde farklı renklendirilmiş. Bunu gördükten sonra ben de denedim onun gibi denk getiremedim.

Çocuğa güvenmek gerek, belki iç güdüsel belki tesadüfen ama kesinlikle deneyerek farklı bakış açıları çıkarıyorlar. Hayran kalmamak elde değil. Her biri ayrı bir cevher. (‘küçük prens’ kitabı benim için romantik bir hayat dersi olmaktan öteye geçti)