Çocuk Aile Kamp Yoga ?

Çizgi Çocuk Facebook ta eklenmiş bir link, enteresan olabilir…

Alıntı:

http://patikayolculari.wordpress.com/2012/03/11/cocuklu-ailelerle-haziran-kampi-2012/

Çocuklu Ailelerle Haziran Kampı – 2012

Üç ve altı yaş grubundaki çocuklu aileler için 16 – 23 Haziranda PATİKA’da bir dinlence…

Büyük şehirlerde, teknolojiyle örülü, cansız hayatlar süren anne babalar! Biraz uzaklaşıp çocuklarınız ile PATİKA’ da doğanın kucağında, sakin, üretken bir dinlenceye ne dersiniz? Bu dinlencede, çocuklarımız ve kendimiz için hızlı modern yaşamın içinde yapabileceğiniz değişiklikleri öğrenebilir, sabahları yoga derslerine katılabilir, çocuklarınız için oyuncaklar üretebilir, ekmek yapabilir, öğlenden sonra çamların arasından yürüyerek Faralya Koyun’da denize girebilirsiniz. Çocuklarınızın okul öncesinde elleri gözleridir ve doğal hareket etmeye teşvik edilmeleri gerekir. Gelin, bedene ve ruha şifa niyetine kurulan, hoş sohbetli soframızı birlikte paylaşalım , çocuklarımız ve kendimiz için yaşamımızda farklı seçeneklerimizin olduğunu birlikte keşfedelim.

Patika’da yapılacak olan bu kampta Meral Geylani Waldorf eğitim pedagojisini yansıtan çalışmalarını sizinle paylaşacak. Birlikte örgü oyuncaklar örüp tahta oyun malzemeleri yapılacak, şarkılar söylenecek. Sabah yoga derslerinin dışında, ekolojik yaşamla ilgili sohbetler yapılıp, patika projesinin gelişimine katkıda bulunan permakültür hakkında bilgi verilecek.

Reklamlar

Baharda Şehir Gezintisi Eskişehir

Fırsat varken,

yeni bir şehri keşfetmek için ne yazın kavuran sıcağı, ne de kışın keskin soğuğu en güzeli ılık ilkbahar…

Eskişehir dikkatimi ilk, Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in bir röportajıyla çekti. Lafları birebir hatırlamasam da kabaca şöyle diyordu; ‘Üniversitenin elbette şehrin kalkınmasındaki rolü büyük ancak halkı da buna destek oldu diyordu. Çünkü bunlar genç, delikanlı adı üstünde kanı deli ve Eskişehir halkı onları hoş görmeyi bildi.’ Nedense ben özellikle bu söyleminden çok etkilendim ve yaptıklarını merak ettim.

Ve sonunda ılık bir ilkbahar gezisinde Eskişehir ile tanışma şansımız oldu. Ve söylenen, fotoğrafı çıkan her şey gerçekmiş abartılmamış. Bir şehir bu şekilde kendi başına da kalkınabilirmiş. Çok etkilendim.

Parkların büyük olmasından veya suni kumlu deniz efekti olan dere havuzundan çok bunlara herkesin kolay ulaşabilmesinden, şehirde heykel ve çeşme görmenin olağan olmasından, çocuklara birey muamelesi yapılmasından, çocuk tiyatrosundaki oyunun basit ve yaratıcı olmasından, sokakta bir hayat olmasından çok etkilendim. Gerçekten insan orda evine giremez ki…

Son akşamın gün batımını Eskişehir’e tepeden bakan Şelale Parktan seyrettik. Hava kararmasına rağmen pencerelerde tek tük hayat belirtisi vardı. Bizimki, yaşıtı bir çocuk Yusuf’la oynuyordu. Annesi yapmış alışverişini, pusette ikinci bebeği, gene pusetli bir arkadaşıyla beraber, akşam 7… Rahatlar, telaşları yok, Yusuf yuvadan sonra parka oynamaya geliyormuş… Çünkü tramvay her yere gidiyor, trafik derdi yok. Mesafeler kısa, şehir düz, imkanlar ulaşılabilir… (gerçi tepeye tramvay gelmiyordu ve şehrin düz kısmında değildik ama lafın gelişi işte)

Bizimkine sorsan bir şehir gezisinden ne beklersin diye ve cevap verse trene, tramvaya, korsan gemisine binmek ve kepçe kullanmak isterim derdi. Nedense bunları Eskişehir’de bulabildik, ya dilekleri yerine gelsin diye oraya periler bizden önce uğradı ya da bu insanlar her ne yapıyorlarsa çalışıp yapıyorlar.

‘Bilim Sanat ve Kültür Parkı’ ismi sıkıcı olsa da, çocukluysanız ve de özellikle yurt dışına gitme imkanınız yoksa sadece burası için bile Eskişehir’e gidilir. (400 bin metre karelik bir alan içinde öyle kocaman yani) İşte burada korsan gemisiydi, trendi, masal şatosuydu, bilim deney merkezi, uzay evi ve envai çeşit timsah, dinozor, mamut vb kaydıraklar, yok suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili deneysel düzenekler yani neler neler… Ve parka girmek ücretsiz ve trene binmek de ve tüm oyuncakları kullanmak da ama korsan gemisi ücretli yetişkin 1 Türk Lirası ama otopark da 1 Türk Lirası… İstanbul’da olsa sadece çok kalabalık olmasın diye en az 10 Lira olur. Mesela Caddebostan Sahil Halk Plajı girişi 10 Liraydı (galiba şezlong dahil)…

Tabii bir dahi ki sefere Eskişehir’e çocuksuz sadece gece hayatı için gitmek isterim. Anlatacak bir sürü yönü, yeri, mahallesi, başarısı, etkinliği var bu şehrin. Neticeyi kelam Helal olsun hem Eskişehirliye, hem orada okuyan gençlere ve özellikle Yılmaz Büyükerşen’e…

Polonezköy – Country Club / Piknik Park

Hafta sonu hazır bahar, havalar güzel, güneş yakmazken çocuklara bir çiftlik havası aldırmak namına gidilmesinden maaile zevk alınacak bir ortam. Benim anladığım bir zamanlar çok iyi düşünülmüş, hatta iyi uygulanmış bir projeymiş. Ama uzun zaman bakımsız kalmış, eskimiş ama geçen seneye oranla bir hayli elden geçmiş toparlanmış…

Etrafını orman çevrelemiş, envai çeşit hayvan, hayvanat bahçesinden aşağı kalır tarafı yok. Aşağıda gölette sandal sefası, hamaklarda şekerleme, çocuklara oyun alanları… O kadar geniş bir araziye yayılmış ki pazar günü kalabalığı bile bizi rahatsız etmedi.

Bu sefer gittiğimizde lama, koyun, tavşan, tavuk, horoz, pony bir sürü otlakçıyı da salmışlar, otururken yanında biri hırt hırt otları yoluyor.

Yeme içme namına, bir pastane ve bolca mangal yeri var. Mangalı, korlanmış kömürü, eti meze oradan alınıyor, ‘kendin pişir kendin ye’. Neticede Polonezköy meydan yürüme mesafesi o mevkide hiç sanmıyorum aç kalınmaz zaten…

http://www.piknikpark.com/

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

İstanbul’un göbeğinde, daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla otoyolun göbeğinde bir vaha… Çok tartıştık, yolun dibinde bunca emeğe yazık mı olmuş, yoksa bunca insanın yaşadığı bir yerleşimde hayat kurtaran, nefes aldıran bir şans mı diye…

http://www.ngbb.org.tr/tr/

Biz yağmurlu bir günde, sabah erken gittik, kimsecikler yoktu. Bizimkiler okulla daha önceden gezmişlerdi. Daha çok bize sürpriz oldu. O kadar geniş bir alan ki hepsini gezemedik, aynı yerleri iki üç defa döndük dolaştık 2 saatimizi aldı, gerisin geriye döndük.

Aslında, küçük bir piknik sepetiyle gitmek lazımmış, bilemedik. Piknik masaları var. İki sandviç, su meyve özellikle çocukla gidilecekse nerdeyse bütün gün orada geçirilebilir ama erzak lazım. Çocuk parkı gerçekten farklı ve oldukça eğlenceli. Onun dışında köprüler, tünellerden geçerek bahçeler arasında dolaşıldığı için onlar için de cazip. Ben botanik içeriğinden nasiplenemedim koşturmaktan, o yüzden fikir yürütemiyorum. Göletlerde ördekler, kazlar, koca bir alanda (kafes) tavus kuşları, tavuklar, horozlar vb diğer tarafta traktör bilemediğim yüzlerce çeşit bitki… Kazlara dikkat serbestler yanaşınca kovalamaya başlıyorlar. Tam çıkarken bir aile geldi, ellerindeki ekmekleri saçarak paçayı kurtardılar.

Sanırım çeşitliliği baharda görmek daha keyifli oluyordur. Ayrıca çocuklar için aktiviteler, bitki ressamları için, çiçek severlere kurslar vs düzenleniyor, takip etmek gerek. 7 70 e herkese hitap edebilecek rahat kurallı bir gezi alanı.

Kış Tatili – Kayak

Bu kışın dağ tatilini, yılbaşından bir hafta önce gerçekleştirebildik. İstanbul’a yakınlığı sebebiyle Uludağ’ı tercih ettik. İnternet üzerinden araştırıp, biraz da şansı araya katarak bilmediğimiz bir oteli ve mekanı deneyelim istedik.

Monte Baia, lüksten kaçan, çocuklu bir anne olarak söylüyorum konforlu, ev rahatlığında, kullanışlı bir otel…

Özellikle çocukla gitmek için geçerli avantajları var. Sürekli açık olmaması ve televizyon seyrettirmenin de bir aktiviteden sayılması gibi eleştirilebilecek özellikleri olmasına rağmen bir mini club ı var. Mühim olan her zaman kişidir, mini club ta da bizimkiyle kafa dengi bir anaokulu öğretmenine denk geldik ve tahmin edilebileceği üzere kendimize de biraz vakit ayırabildik bu sayede.

Lobide, çocuklar koştururken kırabilecekleri devasa vazolar gibi gereksiz aksesuarlar yoktu. Çocuklar, kimseyi rahatsız etmeden toplanıp dilediklerince yakalamaca, saklambaç gibi oyun oynayabildiler…

Ve kızak kaymak için sadece kapıdan çıkmak yeterli oldu, bahçeye çıkar gibi rahatça bir içerde, bir dışarıdaydık… İçerde keyfimize göre koltuklara yayılabildik. Diğer gittiğimiz otellerdeki gibi; çocuk ve tonla kıyafeti, yedeğiyle beraber sırtlanıp sadece kızak yapmak için uzunca bir yol yürümek gerekmedi. Hele 3 yaş gibi tuvaletin ve bitmek bilmeyen isteklerin kritik önem taşıdığı bir yaştaki çocukla evet rahattı… Hop tuvalete, anne sıcak süt istiyorum, eldivenim ıslandı değiştirer misin? gibi taleplerle rahatça başa çıkabildim.

Kayak konusunda da kayak hocalarına danıştım… Genel geçer kanı şu: bir çocuğa kayak kaymayı ancak 6 yaşından sonra öğretebilirsin. Çünkü iç bas, omuz düşür, A yap gibi komutları uygulayamazlar… Ama ayağına uygun kayak ayakkabısı bulursanız her çocuk kayabilir… Fizyolojik açıklamasına giremeyeceğim ama kemikleri de henüz sertleşmediğinden sert kayak ayakkabısı giymeleri de sakıncalı olur dediler.

Mühim olan çocuk karla tanışsın, kayma mevhumu oluşsun sevsin… Bunu kızakla da sağlarsınız, önemli olan ÇOCUK İSTESİN… Mesela kayakları taktım, bizimkini kucağımda kaydırdım sevdi ama kayakları giymek istemedi. Hiç ısrar etmedim. Ama aynı ay doğumlu bir kız vardı, annesi anlatıyor barbie leri bile kayakçıymış, kayak kaymak istiyorum diye tuttururmuş işte onu da tutmamak gerek….

Yeni bir yer: Çocuk oyun alanı ve annelere kahve / Rettocafe

Bir arkadaşımız vesile oldu ve sınıf annelerini organize edip yeni açılmış bir kafede buluşturdu bizi. Sahil yolu üzerinde sanırım muhitin adı İdealtepe oluyor, oldukça geniş gün ışığı alan, yeni açıldığı için temiz pırıl pırıl bir mekan.

İnternet sayfalarında çocuk oyun alanının fotoğrafını koymamışlar ama benim gittiklerim arasında kapalı ve sabit kurulmuş en geniş oyun alanı.

Çocuklar çılgınlar gibi eğlendi, top havuzu, trambolin, şişme oyun parkurları, tüneller, köprüler… Başlarında iki abla vardı, gerçi kalabalık olsa tek başına içeri bırakabilir miydim emin değilim ama zaten sadece bizim çocuklar vardı sorun olmadı. Sonradan gelen minik ablalar da bizimkilere gözkulak oldular…

Sadece oyun alanı biraz serin gibi, girişte ayakkabılar çıkartılıyor. Ev ayakkabısı veya kalın çorap olsa içiniz daha rahat edebilir. Klima da çok esiyordu, alan geniş olduğu için üstlerine geldiğini sanmıyorum.

Oyun alanı ücretli. Kafe bölümü de hiç fena değil. Kahvaltı da varmış, hafta sonu sabah kahvaltısı için güzel bir buluşma mekanı olabilir. Ben kahve içtim ki güzeldi, benim ufaklık tost yedi o yüzden yemekler konusunda bir fikir yürütemiyorum.

İki tane anne çocukların doğum gününü kutlamak için şimdiden rezervasyon yaptırdılar.

Otopark sorunu da yok.

http://rettocafe.com/?page_id=13

Caddebostan Kültür Merkezi

Yağmurlu bir Pazar gün çocukla gidilebilecek ideal bir alternatif. Uzun süredir aklımda olan programımıza bugün uyabildik.

Saat 11:30 gibi CKM geldik. Bizim için oranın adı ‘döner kapı’… Önce kukla gösterisine 13:00 e bilet aldık. Hafta sonları çocuklar için tiyatro, kukla gösterisi bulmak mümkün. Ben de programa bakmadan gittim.

Sonra DNR’a girip kitap ve dergileri karıştırdık. Sonra Hayal Kahvesi’nde oturup bir şeyler yedik. Etrafta bolca çocuk vardı. Beraber koşturup oynadılar…

Ara katta sergi salonu da var. Oraya da iki kere indik çıktık.

Tabii ki yürüyen merdivenlerle sinema katına da 10 tur yaptıktan sonra asansöre binip tiyatro salonlarının bulunduğu kata gittik.

Önce salonu gezdik, koltukları keşfettik. Tekrar çıkıp biletimizi verip koltuğumuza yerleştik.

Benim açımdan gösteri tam bir hüsrandı. Diyaloglardan, şarkılara, kuklaların kullanımına hiç çalışılmamış ve özensizdi. Bunlar çocuk ne versek seyrederler demişler herhalde.

Bütün çocuklar gayet hevesli ve özenli oturdular. Dinlemeye niyetliydiler. Ama 10 dakika geçmedi fireler vermeye başladı. Bana kalsa hemen çıkardık. Ama bizimki de gayet edepli oturdu alkışladı, hevesini kırmak istemedim. Ne zaman ağzından anne çıktı, hemen kaçtık.

Madem böyle bir mesleğe gönül vermişsin, bari çalış, araştır. Niye bu kadar üstün körü yapılır ki bu iş hiçbir anlam veremedim. İlk deneyimimiz buna denk geldiği için de ayrıca üzüldüm. Denemeye devam, elbette bir yerlerde bu işi ciddiye alan birileri vardır.

Güneşi gördük kendimizi sahile attık

Caddebostan Migros un arkasındaki park

Deniz kenarı, uzun bir yürüyüş parkuru olması sebebiyle özellikle güneşli kış günlerinde çok cazip bir seçenek…

Tek kusuru çocuk parkının pisliği, pislikten öte kırık camlar… Çekirdek kabuklarından, izmaritlere, kırık şişelere herşey var… Anlamadığım birşekilde bunlar kaydırak tepelerinde de var. Her gittiğimizde önce ben çıkıp çöpleri atıyorum… Şikayetlerimi ilettim, Büyük Şehir Belediyesi bakıyormuş ama bir gelişme olmadı. Etrafta havalı araçlarıyla aylak aylak dolaşan tonla park görevlisi var… Biri de eline sürürgeyi alsa en fazla yarım saat işi var o parkın..

Caddebostan plajı, parktan sonra kumla oynamaya gittik. Belediyenin bir de çay ocağı da var… Oraya giderken çocuklara lastik yağmur botlarından veya su geçirmez bir ayakkabı giydirmekte fayda var. (Denize ayak sokmaları ihtimaline karşı) O zaman rahatça oturup bir kahve içilebiliyor.

Çocukla Beyoğlu tahminimden eğlenceliymiş

İlk defa İstiklal Caddesine çıktık. Bundan evvel cesaret edememiştim. Aslında orada vakit geçirmek değildi niyetimiz ama onun için keşfedecek o kadar çok yenilik, farklılık vardı ki…

Önce bir arkadaşımın ofisine gittik. Orada buluşup devam ederiz diye konuşmuştuk. Yazıhaneden çıkmak bilmedi. Ne süper bir oyun alanıymış. Kağıtlar, kalemler, bilgisayarlar, hesap makineleri, kitaplar muazzam bir keşif alanı. Neyse tramvay göreceğiz diye kandırdık da ayrılabildik oradan. Çıktık İstiklal’e ışıl ışıl pasajlar, kocaman eski binalar, çalgıcılar, polis arabaları, temizlik araçları derken, çın çın kırmızı tramvay ve tekerlekleri…

Rayların üzerinde yürüdü. Gerçi yerleri şu süpürgeli minik temizlik araçları daha fazla ilgisini çekti…

Önemli bir detay biz bu geziyi hafta içi, soğuk, az da olsa yağmurlu bir günde yaptık, o yüzden tenhaydı. Haftasonu veya güneşli kalabalık bir günde aynı keyfi alamazdık.

Yemeğe de Mid Point’e gittik. Muhteşem bir manzara, korunaklı, geniş bir teras ve çocuğa tahammüllü personel. Gene ters bir saat oluğu için az insan vardı.

Şu ana kadar Beyoğlu’nda çekilmiş bir fotoğrafım yoktu. Benim için de bir ilk oldu. Turistler gibi fotoğraf çektik. Zaten ben oralar için
artık bir turistim.

Erenköy – çocukla beraber rahat ve keyifli vakit geçirilecek bir pastane

Pastanenin konsepti itibarıyla her zaman çocukların mekanda önceliği vardı ve çoğunlukla bebekli anneleri görürdüm.

Güvenli, temiz, hem açık havada hem de daha küçüklere içeride oyun alanı yapmışlar. Erenköy deki Beyaz Fırın bu, bizim de müdavimi olduğumuz bir yerdi. Bizimki ayaklanıp, koşturmaya başlayınca ayağımızı kesmiştik.

Açık hava parkının açıldığını fark ettik ve geri koştuk. Çocukların kaçabilecekleri, kendilerini tehlikeye atabilecekleri noktaları da kapatmışlar. Sürekli göz önündeler. Yer tartar zemin, çocuklara uygun masalar da koymuşlar. Hatta içeride resim yapacakları bir alan da ayrılmış. Çocuklar kendilerini meşgul edebildikleri için anneler de rahat edebiliyor.

Yeni favorimiz, her gün mekanımız burasıdır.