Bebeklere yüzme dersi

Bizden geçti ama gene de yazmaya değer buldum…

Bebeklere yüzme dersi İstanbul’da da verilmeye başlanmış…

Aslında uzun zaman önce değil ama bizimki bebekken olmamasına üzüldüm açıkçası… Aquababies diye bir program bu… Aslında, suyun altında nefes tutmak gibi doğal bir bebek becerisini köreltip, unutmadan kullanmaya devam etmesini sağlıyor… Kendi sitesinde şöyle anlatmış:

‘Bebekler doğduklarında dalma refleksini kullanarak suyun altında nefeslerini tutabilirler. Aquababies programı bu doğal refleksi kullanıp bebeklerin suyun içinde kendilerini güvende hissetmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Bebekler, nefes tutma egzersizlerine kelime bağdaştırma yöntemi kullanarak başlıyorlar. Bu şekilde yüzleri suyla temas ettiğinde doğal nefes tutma refleksini kontrol etmeyi öğreniyorlar.’

http://www.aquababies.com.tr

Strese Giriş

Anneler arasında bugünün sohbet konusu, anaokullarında rekabeti motivasyon unsuru olarak kullanıp çocukları strese sokmalarıydı.

Tam da bunun üstüne aşağıdaki video bana mail olarak geldi. İşte eğitim sistemimizde eksik olan budur…

Kazanmak, birinci olmak, ilk bitirmek, en iyisini yapmak, en büyük, en hızlı, en çabuk olmak değil
neyse yaptıkları ondan zevk almaya ve öğrenmeye teşvik etmek esas alınmalıdır. (tabii bu benim kanaatim)

En çabuk yemeğini kim bitirecek? ellerini ilk kim yıkayacak? 10 a kadar kim sayacak? birinci kim olacak?
gibi sorularla çocukları yönlendirmek tabii ki çok daha kolay… Ancak bunu otorite bildikleri, sevip saydıkları sınıf öğretmenleri söyleyince yapamadıklarında strese girip, davranış bozuklukları gösterebiliyorlar. Her çocuğun dışa vurumu farklı oluyor.

Ki bu sadece benim takip edebildiğim boyutu, ilkokul, lise sınavlar ve sürekli değişen sistemlerle endişeli nesiller yetişmesi pek olası görünüyor.

Ben de diyorum ki; bütün bunların üstüne bu film seyredilesin feyzalınsın…

Not: Katalonya, Margatania F.C. 7 yaş altı futbol takımı, “minik takım” (l’equip petit) adlı 9 dakikalık bir kısa filmle anlatıldı.

İlk kez geçtiğimiz Haziran ayından paylaşılan filmin yapımcısı bunun bir kısa film olmadığını, yalnızca çocukların aileleriyle ve yakın dostlarla paylaşmak için hazırlandığını söylüyor. Ama filmi yüz binlerce kişi izledi ve daha şimdiden birkaç ödül aldı bile.

ÇOCUK VE BEBEK FOTOĞRAFI ÇEKİM İPUÇLARI – Arzu Arbak

Sevgili fotoğraf hocam, bizimkinin okul arkadaşının annesi Arzu Arbak’tan, çocuk
ve bebek fotoğraflarıyla ilgili birkaç ipucu vermesini rica ettim… O da eline üşenmedi, kırmadı
bize genel geçer tiyoları verdi…

Çocuklarımız…Onlar bizim için çok değerli. Büyürlerken zamanımızı onlarla
geçirmek ve büyüdüklerine şahit olmak sanırım en büyük mutluluğumuz.
Çocuklarımız çok çabuk büyüyorlar ve zaman geçtiğinde onlarla ilgili anılarımız,
küçük olduklarında çektiğimiz fotoğraflarla tekrardan canlanıyor. İşin doğrusu
onlar da küçükken nasıl olduklarını nelerle oynadıklarını nasıl bir odaları
olduğunu merak ediyorlar. Hem onlar hem de bizler için fotoğraflar önemli
belgeler, fotoğraflar belleğimiz, geçmişimiz…

Hepimiz fotoğraf çekiyoruz. Bazıları iyi bazıları vasat oluyor. Ama birkaç noktaya
dikkat ederseniz çocuklarınızın fotoğrafları daha etkili olabilir.

1- Bebeklerden başlayalım. Bebek fotoğraflarını çekmek nisbeten
daha kolaydır, çünkü fazla hareket etmezler. Onları tabii ki uyurken
çekebilirsiniz. Ama ebeveynleriyle iletişim halindeyken çekmek daha
etkili ve kalıcı olur. Bunu yaparken anne veya baba siyah bir kazak giyerse
ve bebek çıplaksa etki daha fazla olur. Bebek fotoğrafı çekerken flaş
kullanmayın. Pencereden tülün arkasından gelen ışık çekim için yeterlidir.

2- Çocuklar çok aktiftirler ve onları gerçekten çekmek çok zordur. Çekime
başlamadan once fotoğraf makinesini onlara tanıtın. Bırakın birkaç poz
onlar çeksinler. Müthiş eğleniyorlar. Daha sonradan onlarla iletişim
halinde olun ve kendi dünyalarının içine girmelerine izin verin ve en
kritik anda fotoğraflayabilmek için hazırda bekleyin. Gülerken, zıplarken,
bebeği ile konuşurken vs.

3- Çocuklarınızı arkadaşlarıyla veya diğer yakınlarıyla iletişim halindeyken
çekmek fotoğrafa dinamik bir etki kattığı gibi o fotoğraftan daha çok
hikaye çıkmasını sağlar.

4- Çocukları oyun oynarken çekmek daha kolaydır. Çünkü oyuncakla
ilgilidirler ve çoğu zaman sizi görmezler. Kadrajınıza yüzü almak zorunda
değilsiniz. Sadece elleri ve oyuncağı da kadrajlayarak etkili bir fotoğraf
çekebilirsiniz.

5- Olabildiğince yakın plan çekmek de etkili bir yöntemdir. Portre çekerken
(çocuk veya büyük) başın üst kısmından kesebilirsiniz. Veya başın
yan kısmından keserek kadraj oluşturabilirsiniz ama kulağı yarıdan
bölmemeye çalışın. Kadrajınızın büyük bir bölümünü çocuğunuzun başı
kaplasın.

6- Işık en önemli unsur. Eğer kapalı mekanda çekiyorsanız daha önce de
söylediğim gibi –eğer gündüzse- pencereden, tülün ardından gelen ışık
çok yumuşaktır ve fotoğrafınızı etkili kılar.

7- Gün ışığında fotoğraf çekecekseniz sabah ve akşam üzeri saatlerini tercih
edin. Bu saatlerde ışık daha yumuşak olduğundan portrelerinizde keskin,
sert gölgeler yeralmayacaktır.

8- Fotoğraflarınızı etkili kılan diğer bir unsur da fon seçiminizdir.
Çocuklarınızın fotoğrafını çekerken arka planın olabildiğince sade
olmasına dikkat edin. Fotoğrafta en önemli konu yavrunuz ve başka
bir nesnenin fotoğrafta öne çıkmasına ve görüntüyü bozmasına izin
vermeyin. Seçilen fon çocuğunuzun kıyafeti ile aynı veya benzer renk
olmasın. Eğer mümkünse çekerken fonun pastel renklerden oluşmasına
dikkat edin. Çocuk için en uygun renkler pastel yeşil ve pastel mavidir.

9- Çekim sırasında fokus gözlerde olmalıdır. Gözlerine yansıyan ışık
pencereleri gözlerinde gözüksün ki olabildiğince canlı ve etkili bir portre
elde edebilesiniz.

10- Portre genellikle dik kadraj çekilir. Ama her kural gibi bu da yıkılmak
içindir. Eğer yatay kadraj tercih ederseniz çocuğunuzu kadrajınızın 1/3
lik kısmına yerleştirin ve bakış yönünde boşluk olsun.

11- Olabildiğince çok çekim açısı deneyin. Bu fotoğraflarınızı farklılaştırır.
Ama kurallardan biri de portreyi göz hizasından çekmektir.

12- Diğer önemli bir konu da mekandır. Çocuklarınızı fotoğraflarken
bulunduğunuz mekanı içine alacak şekilde geniş bir açı kullanmak ileride
o fotoğrafa bakan için daha fazla şey ifade eder. Birkaç kare böyle geniş
açı fotoğrafınız olsun.

13- Fotoğraf çekerken biraz kondisyona ihtiyacınız var ama inanın bana çok
eğlenceli…Hadi ne duruyosunuz….

http://www.morvizor.com

Uyanmak

‘Anneeee’

Yaklaşık 3,5 senedir onun sesiyle uyanıyorum. Aslında her gün başkalaşıyor sesi, kendisi gibi büyüyor ama ben bunu ancak bir sene evvelki videosunu seyrederken fark edebiliyorum.

Bu bir ‘günaydın’dan farklı. Beni güne, var olmaya çağırır.

Çünkü, sesini duymazdan az evvel ağırlığı olmayan başka diyarlarda geziniyor olurum. Kendi meselelerimle ilgidir bütün çevrem.

Çevrem, aslında renksiz fakat lezzetlerle doludur. Bunları da ancak ben bilirim, ben tanımlayabilirim.

Sanki;

buruk, ağzın içini dolduracak kadar yoğun, temas ettiği bütün organları sana fark ettirebilecek kadar kıvamlı
bir bardak kırmızı şaraptan aldığım ilk yudumdan

veya

yemeğe niyetlendiğim acılı, hindistancevizi soslu bir yemeğin iç gıcıklayıcı, huşu dolu ilk çatalından

ya da

aşk ile bakıp, içinin eridiği hayran olduğunun merhaba demek için sana elini uzattığı o andan
ayrılmak gibidir uyanmak…

O hazzı bırakmak istemem, isteyemem onlar bendir, benle ilgilidir. Bırakırsam gene ağırlaşacağımı bilirim. Gözlerimi açtığımda o ışık kaçar, kopar… Birden vücudum hacim bulur… Halbuki uyku çok hafiftir, vardır ama
yoktur, görürsün ama taşımazsın…

Kadifemsi karanlığıyla odama açarım gözlerimi ve daha kendini bulamamış, gücünü bilmeyen tecrübesiz ayaklarım yeri arar. Bulduklarımda anca uyanır bacaklarım. Yatak çok yüksek, ayağa katlığımda düşecekmişim gibi gelir, hala zayıfımdır.

Gerçeklerin şekil ve renklerine alışmak zaman almaz, ilk adımımdan sonra beni çağıran sese giderim. Artık onunla olmaktan mutluyumdur. Onun için güçlü, becerikli olmak bana ayrıca zevk verir. Hala ondan güçlüyken kucağıma almak ve havalara kaldırmanın tatminini yaşarım. İşte güne böyle başlarım…

Yaratıcılık – çizgi çocuk

Geçenlerde ‘okul öncesi çocuklukta yaratıcılık’ konulu bir seminere gittik. Konuşmacı konusunda uzman tecrübeli bir bayan olmasına rağmen bize ipucu vermek yerine 
kendi kurumlarının reklamını yaptı.

Ama temel de değindiği veya benim dikkatimi çeken bir nokta vardı; çocukların zaten meraklı ve yaratıcı olukları… Mühim olan yaratıcılığı köreltmemek, aksine teşvik etmek…

Okuduğum, duyduğum, tecrübe ettiklerimi uzun uzadıya yazmak yerine bir blog öneriyorum. Tesadüf onlarla bugün tanıştım ve aradığımı buldum. Artık yazmak haddime düşmez ama paylaşmak pek hoşuma gidecek…

Yazmayı düşündüğümden fazlasını, hem de konusunun uzmanı zaten hazırlamış. Buyurun buradan takip edin.

Hatta blog içersinde ‘Santral İstanbul’, ‘İstanbul Modern’ gibi merkezlerin etkinlik detayları var… Ayrıca çocuklara yönelik kendi atölye çalışmaları da… Herşeyden önemlisi kendileri de birer ‘anne – baba’

http://cizgiatolyesi.blogspot.com

http://cizgiatolyesi.blogspot.com/search/label/bir%20ka%C3%A7%20yol

Tehdit, Rüşvet, Kural

‘Okul öncesi dönemde çocuğa yaklaşımınız nasılsa ileride o da size aynı şekilde davranacaktır’ demişti gittiğimiz pedagog.

Anladığım kadarıyla aktarıyorum: Çocuklar, sınırlandırılmaya ve gün içinde kurallara ihtiyaç duyarlar. Fazla başı boş kaldıklarında huysuzluk çıkarır, bulundukları ortama adapte olmakta güçlük çekerler. Kurallarınız olsun, sakın rüşvet vermeyin veya tehdit etmeyin. Çünkü ileride bu, size ‘bana hamburger almazsan ders çalışmam’ vb. şekilde geri dönecektir.

Ben de ağzımdan çıkanları duymaya, olaylara bu gözle bakmaya çalıştım. Aslında söylenen değil sadece söyleme şeklinin değiştiğini fark ettim. Ve sordum:

Yemeğini yersen, televizyon seyredebilirsin veya şekerini veririm = rüşvet

Yemeğini yemezsen televizyon seyredemezsin veya şekerini vermem = tehdit

Önce yemeğimizi yiyoruz sonra televizyon seyrediyoruz veya şekeri yemekten sonra yiyoruz = kural

Mı oluyor yani! Bu kadar basit mi? sonuçta, cümle kurmadan eyleme döktüğümüzde içerik değişmiyor.

1 Adım: Yemek yemek
2 Adım televizyon seyretmek gibi

Evet aynen öyle dedi… Bu kadar mı?

3 yaşın eline fotoğraf makinesi vermek

Çocuk emniyet aparatlarına pek rağbet etmesem de, priz girişlerine çocuk emniyet kilitlerinden takmıştım. Ne zamanki onu da açabildiğini gördüm, çocuğun aparatla değil konuşarak korunabileceğini anladım.

Çocuk deyip geçmemek ona güvenmek gerek. Bunu sıkça aklıma ve dile getirsem de, pratikte çok da uyguladığım söylenemez.

3 yaşla birlikte, bizimki ve arkadaşlarının anlatılanları dinlediklerine ve uygulamaya geçirdiklerine sıkça şahit oluyorum. Başlarında sürekli bir denetimci olduğu için denemek, yanlış yapmak, düşmek, yanılmak gibi lüksleri çok olmuyor. Uyarı, tavsiye, açıklama, yönlendirmeyle büyüyorlar.

Okula başlamasıyla birlikte, bu özgürlüğe kavuştuğuna inanıyorum. Annelerin cesaret edemeyeceği kadar az yardımla kendi başlarının çaresine gayet de güzel bakabiliyorlar.

Okulların başlamasıyla birlikte 2, her çalışmayan anne gibi benim de ‘hobi’me vakit ayırma şansım oldu. Fotoğraf kursuna katıldım. Haliyle, evde fotoğraf makinesi daha bir ortalıkta dolanmaya, fotoğraf konuşma konusu olmaya, eve fotoğraf dergileri gelmeye başlayınca bizimki de el atmak istedi. Ancak bizim süper hüper fotoğraf makinesini ona emanet etmeye gönlüm razı olmadı. Hal böyle olunca o da minik dijital makineyi rehin aldı.

İlk başlarda oradan tut, buna parmağın değmesin, şuraya bak vs gibi direktiflerle yönlendirmeye çalıştım, nafile… Ben çekerken o da beni çekmeye başladı ve çocuklar iyi taklitçi oldukları için pozu hemen kaptı. Vizörü kapalı gözüne tutsa da gören şimdiden çocuk prof olmuş der.

Bütün sevimli şaklabanlıklarına rağmen çıkan netice, yani çektiği fotoğraflardan bazıları gerçekten kayda değer yaratıcı karelerdi. Yaratıcılıktan öte sahici bir durum vardı, çünkü kendi boyunda kendi görebildiklerini çekebiliyor. Yani ayakta duran insanların kafaları yok, uzaklığa göre tabii ama ortalama bel seviyesi. Ağırlıklı olarak ayaklar ve paçalar çıkıyor. Alt açı tezgah, evyede yıkanan eller vs…

Ayrıca parmaklarını nereye koyacağını kestiremediği için arada flaşın önüne denk gelmiş ve fotoğraf kendi içinde farklı renklendirilmiş. Bunu gördükten sonra ben de denedim onun gibi denk getiremedim.

Çocuğa güvenmek gerek, belki iç güdüsel belki tesadüfen ama kesinlikle deneyerek farklı bakış açıları çıkarıyorlar. Hayran kalmamak elde değil. Her biri ayrı bir cevher. (‘küçük prens’ kitabı benim için romantik bir hayat dersi olmaktan öteye geçti)

Bir bakıcıya sordum

Neden bakıcı oldun?

5 sene düzenli gittiğim doktorum ilk çocuğu için benden bakıcı bulmamı istemişti. Eşi sonunda beni seçti. Yaşım daha 19 idi. Liseden mezun olmuş, makastar olarak bir tekstil şirketinde çalışıyordum. Beni 4 senelik bir çocuk gelişimi kursuna yazdırdılar. Sonra ikinci çocuk da geldi ve yanlarında 6 sene çalıştım. 15 senedir bakıcı olarak çalışıyorum.

Sence bir bakıcının çocukla ilişkisi nasıl olmalıdır? Bakıcının aile içindeki yeri nedir?

Bakıcı, her ne kadar aileden biri gibi gözükse de anne ve babayla arasında bir mesafe olmalıdır. Çünkü belli bir süre sonra kurulan yakınlık iş ihmaline sebep olabilir.

Annenin verdiği sıcaklığı verebilmeli. Çünkü yeri geldiğinde bakıcının anneden daha yumuşak davranması gerekir. Bakıcının görevi çocuğa bakmak olduğu için çocuğun ihtiyaç ve taleplerini erteleme lüksü yoktur. Mesela anne işinden yorgun gelmiş ve çocuk oyun oynamak istiyorsa, anne bunu erteleyebilir. Ama bakıcı gerekirse elindeki işi bırakıp çocukla ilgilenmelidir.

Bu durum anne ve bakıcı arasında çatışmaya sebep oluyor mu?

Kimi zaman anne tatlı bir kıskançlık duyuyor, kimi zaman da kendine vakit ayırabildiği için mutlu oluyor.

Sence anneler bakıcı seçerken neye dikkat etmelidir?

Öncelikle güvenilir olmalı. Ajanstan ziyade bir tanıdık vesilesiyle bulmaları daha güvenli olur. Çocuk seviyor olması lazım, bu da bakışlarından anlaşılır…

Eski patronum beni işe alırken bana çocukluğumu sormuştu. Sokakta oynar mıydın? Annen, babandan azar işitir miydin? Söz dinler miydin? Genç kızlığın nasıl geçti? diye sormuştu. Anne babasıyla iyi ilişkileri olan ve çocukluğunu çocuk gibi yaşamış kişiler iyi çocuk bakabilir demişti.

Mümkünse bekâr veya henüz çocuğu olmamış birini seçmek tercih sebebi olabilir. Yeni anne olmuş birinin çocuğa karşı tahammülü daha az oluyor.
Çocuğu olamayan kimselerse baktıkları çocuğu kendi çocuğu yerine koydukları için fazlasıyla bağlanıp anneyle anlaşmazlık yaşayabiliyorlar. Tabii ki bunlar sadece benim gözlem ve genellemelerim.

2 yaş ile taşınırken

Okul kapanmaya yakın evi değiştirmemiz icap etti. Bu arada bir pedagoga danışmak istedik. İyi ki de istemişiz, küçük de olsa önemli ipuçları verdi.

Söylediği en önemli detay odasını eşyaları eski de olsa, perdesi kısa da gelse aynen taşıyın ve mümkün olduğunca eski odasına benzettin.

Diğeri de, (taşınır taşınmaz tatile gideceğimiz için) evin içinde fotoğraflarını çekin. Tatildeyken akrabalara, eşe dosta bunları gösterip yeni evin varlığını unutmamasını sağlayın. Döndüğünde unutmuş olabilir, hayal kırıklığı yaşayabilir.

Ev aramaya başladığımız süreçte zaten ev içindeki en koyu sohbet konusu taşınmaydı, haliyle bolca kulak misafiri olma şansı oldu. Onun haricinde bizimkini kimseye bırakamayacağım için, ev bakmaya onu da götürdüm. Beğendiklerimize üçümüz beraber bakmaya gittik.

Taşınma öncesinde boya olurken de beraber gelip baktık. Onun haricinde de bolca konu üzerinde konuştuk. Yardıma da anneannesi geldi, bizde kaldı. Halinden gayet memnun gibiydi.

Taşınma sabahı kahvaltıdan sonra her zamanki gibi ben onu okuluna bıraktım. Saat 11 gibi okuldan bir telefon geldi. Sınıfta boyama yaparken uyuyakalmış, isterseniz gelin alın diye. Elbette bir çocuk uyuyakalabilir ama bizimki o saatte, sınıfta onca arkadaşı varken bir tuhaf geldi. Aldım getirdim onu… Sonrasında her şey normal devam etti, bir şey çıkmadı. Bir daha da bu şekilde uyuya kalmadı.

İlk başlarda anneannesi evde olduğu için cazip geliyordu ama genel olarak evde oturmak istemedi. Sürekli dışarı çıkalım, gezelim gibi tekliflerle geliyordu.

Neyse ki araya tatil girdi. Dönüşte yeni eve gidiyoruz di mi? eskisine gitmeyelim dedi… Bizim de içimize sular serpildi.

-mış gibi yapma oyunu

Anne bak kafama yavru kuş kondu…
Avuçları açık, ellerini uzattı… Ne kadar tatlı bak, minicik yavru kuş…
Anne al, elma kopardım… Sen de ye…

Hatırlıyorum daha bir yaşındaydı, acaba çocuklar ne zaman araba sesi çıkartıp veya uçak sesiyle uçarmış gibi yapmaya başlıyorlar diye düşünmüştüm. Çünkü o benim gözümde yalnız oynamaya başlangıç göstergesiydi.

Şimdi düşünüyorum da hangi ara başladı hiç hatırlamıyorum. Sanki hep öyle oynuyormuş gibi geliyor. O yüzden –mış gibi oyununu not almaya karar verdim. Bizimki 2,5 yaşıyla beraber kendi uydurduğu mış gibi oyunlarına başladı.

Okuldaki annelerle de konuşuyoruz da, kimi daha erken ve yoğun, kimi de hiç oynamıyormuş. Ama kesinlikle hepsinin kendine ait bir hayal dünyası var.

Bizimki arabalarla oynarken gerçekten kendi dünyasına kapılıyor. Yeni başladığı okuldaki öğretmeni de ilk hafta defterine ‘arabalarla oynamayı çok seviyor!’ diye ünlem düşmüş. Kendini dış dünyadan, kalabalıktan izole etmek istediğinde özellikle şarkı söyleyerek veya araba sesi çıkarak kapatıyor.

Arada kitaplarla da yakalıyorum ama genelde hayvan sesleri, patlama efektleri vs. Kız çocuklarına kıyasla oyunlarından hiç havadis alamıyorum. Bu da hep aklımda olan triklerdendi. Ah bir konuşsa oynarken çaktırmadan aklından geçenleri
öğrenirim diyordum.

Ama bizde araba düştü, kaza yaptı, yokuşu çıktı, tekerleği parçalandı, tamir etti, yağ koydum gibi gayet teknik konular konuşuluyor. Hiç tahmin ettiğim gibi olmadı.

Çocuğun aklında kilerini öğrenmenin bir yolu da drama dersleriymiş. Gitmedik ama anladığım kadarıyla bu –mış gibi yapma oyunu üzerine kurulu. Uydurma hikayeler üzerinden rollere bürünme, dialog tamamlama, pandomim vs.

Hazır bizimki de başlamışken, ben de evde şansımı deneyeceğim bakalım bir şeyler yakalayabilecek miyim?