Korsan temalı doğum günü

Bizimki yaz doğum günü olduğu için bahçede kutladık. Ancak parti evde olacaksa da aynı fikir kullanılabilir.

Biz dışarıda kutlayacağımız için, öncelikle bahçenin basit bir haritasını, büyükçe bir kağıda çizdik. Haritayı küçük fotokopiler çektirip davetiye olarak da kullandık.

Küçük kafalara korsan bandanası aldık, parti sonunda hatıra olarak götürdüler. Basit bir yüz boyaması da yapılabilir tabii…

‘Çılgın parti canavarının’ hazinesini de altın şeklinde çikolata ve bilumum diğer şekillerde şeker çikolatayla dolduracaktık. Ancak hazır satılan bir hazine kutusu bulamadım.

Hobi kırtasiyesinden boş bir sandık aldık, kahverengiye ve kenarlarını da siyaha guaj boyayla boyadık. Raptiyeleri de çekiçle çaktık. Gayet inandırıcı oldu…

İp ucu kartları hazırladık, bahçenin belli bölgelerine zarfları sakladık. Her zarf bir diğerinin yerini tarif ediyordu, hem de nasıl gitmeleri gerektiğini söylüyordu. Tavşan gibi zıplayarak veya yengeç gibi yan yan vb… Ellerinde bir harita hem nerde olduklarını, hem de nereye gitmeleri gerektiğini oradan takip ettiler.

Bizim 4 üncü yaş gününü bu şekilde kutladık, tabii ki gruba okuma bilen bir yetişkin liderlik etti. Gene de aynı fikir biraz daha zorlaştırılarak büyük çocuklara da uygulanabilir.

hazine sandığı
hazine sandığı

sandık3sandık2sandık4

Reklamlar

Çocuklara kitap seçerken

İlk dönemler daha çok sağlıklı boya, zararlı kimyasallar vb kriterleri göz önünde bulundurup göze en hoş görünen, renkli oyuncaklı kitapları tercih ediyordum. O zamanlar kitap, diş kaşıma aracı ve el oyalayacak oyuncak niteliğindeydi daha çok…

İkinci aşamada, yayın evi serilerini takip eder olduk. İş Bankası, Yapı Kredi vb., tabii daha Mavi Bulut ve Marsık gibi çocuk yayınları üzerine ustalaşmış yayın evlerinden haberdar değildim… Hatta İş Bankası Yayınlarından Pocoyo yu tanıdık. O zamanlar onun bir çizgi film karakteri olduğunu da bilmiyorduk, sonrasında youtube da karşılaştık… Ama Calliou da tersi olmuştur, televizyonda tanıyıp, kitaplarını da hafif ve tanıdık olması sebebiyle özellikle seyahatlerde yanımıza almayı tercih ettik.

Sonra ‘İyi Cüceler’ diye masalsı kitapçıyla tanıştık… Oradakiler bize kitap seçerken nelere dikkat etmemiz gerektiğini gösterdi. Her şeyden önce http://www.birdolapkitap.com la tanıştırdı.

Mesela işlevsel kitapların farkını anladım, bezi bırakmak, yatıp kendi başına uyumak, karanlıktan korkmak, kaybolmak vb konularda çocuğa kendi yaşadıklarının normal olduğunu gösteren, kılavuzluk eden dönemsel fayda sağlayan kitaplar. Bunların iyisini bulmak hakikaten zor oluyor, çünkü çoğu didaktik, sıkıcı bir hikaye içinde işlenebilmesi zor konular…

Onun dışında yurt dışında ‘çok satanlar’ listesinden tercüme edilenler var. Ki bunları bulunca hemen almak lazım sonrasında bulmak bir hayli zor oluyor. Burada tabii ki yazardan da bahsetmek gerek. Mesela bizim ilk favori hikaye kitabımız ‘Pırtık Tekir’, herhalde milyon bin kere okudum. Sonrasında yazarı (Julia Donaldson) ve çizerini (Axel Scheffler) takip edip ‘Tostoraman’, ‘Tostoraman’ın Yavrusu’, ‘Zogi’ ye sardık. Hepsi de farklı dönemlerde favorimiz oldu…

Ama iş tercümeye gelince, bazen yazardan ziyade tercümanın önemli olduğunu anladım. Bir arkadaşım Tostoraman’ın orjinalini getirdi ‘The Gruffalo’, tercümesi/Türkçesi daha melodik ve akıcı (Yıldırım Türker). Gerçekten hayretler vericiydi, ikimizde bu karşılaştırmadan etkilendik.

Mesela ‘Mucit Dedemin Müthiş İcatları’ Şiirsel Taş tercüme etmiş, bizimkini çok eğlendiren, güldüren bir kitap oldu. Sonrasında Şiirsel Taş ismi akılda kalıcı olduğu için ‘Kim Korkar Mavi Kurttan ’ görünce hemen el attım. Henüz 3 yaş için uzun bir kitap olmasına rağmen sonuna kadar zevkle dinledi. Benim de favori kitaplarımdan biri oldu. (bu kitaptan kesinlikle güzel bir Tim Burton filmi çıkar)

Şimdi ise çizerin ne kadar önemli olduğunu anladım. ‘Korky Paul’ zaten kitap kapağının tepesinde ‘bu bir Korky Paul resimli kitabıdır’ yazıyor. Adam nasıl bir illüstratör ise yazarı, yayın evini herkesi ezmiş. Çocuk kitabı diye de sanmayın Walt Disney varı güzel gözlü ceylanlar, hokka burunlu kızlar… Bildiğin kıllı çirkin bir cadı, korkunç bir kadı, şapşal kedi… Tiplerin çirkin olduğu kesin ve korkunç da sayılabilirler. Hatta bir anne baba figürü çizmiş ‘Usta Balıkçı Çiko’ kitabında, metinde hiç o tip bir ibare olmamasına rağmen aşağılık, felaket tipler, okumasam kendi çocuklarından nefret ediyorlar sanırdım.

Ama mıknatıs gibi çekiyor çocukları bir okuyan seriyi tamamlamadan bırakmıyor. Kitapçıya giriyoruz hangi kitabı istersinin cevabı, bende Sakar Cadı Vini nin Kış Macerası, Yaz tatili yok, (kitabın arkasında diğer kitapların minik kapak resimlerini koyarlar ya onu gösterip) bir de ben şunu tanımıyorum ondan istiyorum… Bir de çizer akıllıca bir iş yapmış, çizdiği diğer kitap kahramanlarını ufak da olsa her kitabına serpiştiriyor. Mesela Genç Nasrettin, Sakar Cadı Vini nin bahçesindeki kalabalıkta var. Aynı şekilde Vini de Nasretin’e borç para veren arkadaşlarından biri oluveriyor. Bunu ben kitap okurken fark edemiyorum ama dinleyici hemen ‘aaa Vininin orda ne işi var?’ deyiveriyor….

Şimdilik işimiz kolay gibi kitapçıda sayfa karıştırıp hikayeyi az çok anlıyoruz, üç gün sonra resimlerde azalacak nasıl seçeceğiz…

Pankek annelere, çocuklara

Bir sürü tarif denememize rağmen şöyle cafelerdeki gibisini yapamamıştık… Sonunda oldu hatta esmer unla da yaptık …

Malzemeler:
1 yumurta
1 su bardağı un
3/4 su bardağı süt
2 tatlı kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karbonat
2 kaşık zeytinyağı

Yumurta, şeker ve tuzu çırp.

Sütün içine elenmiş unu ve karbonatı eklenip karışıtır, içine çırpılmış yumurtalı karışımı da ekle, iyice çırp…

Bu malzemeyi bir kaşık yardımıyla tavaya dök. İster minik minik 3 4 tane, ister büyük tek bir tane olsun…

Fakat tavaya dökmeden önce yapışmaması için yağla…

Pankeklerin üstü kabarcıklı olduğunda spatula ile ters çevirip altını da pişir. Pişen pankekleri üst üste diz…

Peynir, reçel, bal, nutella, krema meyve, toz şeker, mapel şurubu vb süslenip kahvaltıda veya ikinde de afiyetle yenir…

Sebzeli Yeşil Mercimek Köftesi

1 su bardağı yeşil mercimek
1 orta boy havuç
1 orta boy kuru soğan
1 pırasanın beyaz kısmı
¼ kereviz
Küçük bir tutam brokoli
0,5 çay kaşığı toz zencefil, Tuz, karabiber, kuru nane, kimyon
1 yumurtanın sarısı
2 tatlı kaşığı galeta unu

Mercimek, kaynadıktan sonra 15 dakika kadar haşlanır. Bütün sebzeler rendelenir, bir tatlı kaşığı zeytinyağında 5 dakika kadar kavrulur. Mercimek, yumurta, galeta unu ve sebzeler karıştırıp yoğrulur. Köfte şekli verilir.

Teflon tavada az yağda veya üstüne zeytinyağı sürülüp fırında pişirilir.

Kış Tatili – Kayak

Bu kışın dağ tatilini, yılbaşından bir hafta önce gerçekleştirebildik. İstanbul’a yakınlığı sebebiyle Uludağ’ı tercih ettik. İnternet üzerinden araştırıp, biraz da şansı araya katarak bilmediğimiz bir oteli ve mekanı deneyelim istedik.

Monte Baia, lüksten kaçan, çocuklu bir anne olarak söylüyorum konforlu, ev rahatlığında, kullanışlı bir otel…

Özellikle çocukla gitmek için geçerli avantajları var. Sürekli açık olmaması ve televizyon seyrettirmenin de bir aktiviteden sayılması gibi eleştirilebilecek özellikleri olmasına rağmen bir mini club ı var. Mühim olan her zaman kişidir, mini club ta da bizimkiyle kafa dengi bir anaokulu öğretmenine denk geldik ve tahmin edilebileceği üzere kendimize de biraz vakit ayırabildik bu sayede.

Lobide, çocuklar koştururken kırabilecekleri devasa vazolar gibi gereksiz aksesuarlar yoktu. Çocuklar, kimseyi rahatsız etmeden toplanıp dilediklerince yakalamaca, saklambaç gibi oyun oynayabildiler…

Ve kızak kaymak için sadece kapıdan çıkmak yeterli oldu, bahçeye çıkar gibi rahatça bir içerde, bir dışarıdaydık… İçerde keyfimize göre koltuklara yayılabildik. Diğer gittiğimiz otellerdeki gibi; çocuk ve tonla kıyafeti, yedeğiyle beraber sırtlanıp sadece kızak yapmak için uzunca bir yol yürümek gerekmedi. Hele 3 yaş gibi tuvaletin ve bitmek bilmeyen isteklerin kritik önem taşıdığı bir yaştaki çocukla evet rahattı… Hop tuvalete, anne sıcak süt istiyorum, eldivenim ıslandı değiştirer misin? gibi taleplerle rahatça başa çıkabildim.

Kayak konusunda da kayak hocalarına danıştım… Genel geçer kanı şu: bir çocuğa kayak kaymayı ancak 6 yaşından sonra öğretebilirsin. Çünkü iç bas, omuz düşür, A yap gibi komutları uygulayamazlar… Ama ayağına uygun kayak ayakkabısı bulursanız her çocuk kayabilir… Fizyolojik açıklamasına giremeyeceğim ama kemikleri de henüz sertleşmediğinden sert kayak ayakkabısı giymeleri de sakıncalı olur dediler.

Mühim olan çocuk karla tanışsın, kayma mevhumu oluşsun sevsin… Bunu kızakla da sağlarsınız, önemli olan ÇOCUK İSTESİN… Mesela kayakları taktım, bizimkini kucağımda kaydırdım sevdi ama kayakları giymek istemedi. Hiç ısrar etmedim. Ama aynı ay doğumlu bir kız vardı, annesi anlatıyor barbie leri bile kayakçıymış, kayak kaymak istiyorum diye tuttururmuş işte onu da tutmamak gerek….

Pişmiş sebze tercih etmeyen, salata sever çocuklara

Havuç salatasına, küçük doğranmış salatalığa ek olarak

Küçük doğranmış ıspanak veya
Rendelenmiş yer elması veya kabak veya semizotu…

Ekleyip, nar ekşisi ve zeytinyağı sos ile muhteşem salatalar yapılabilir. Şu dönemde, bizde zeytinyağlı sebzelere karşı bir protesto var, salata gibi basit bir yöntemle mevsim sebzelerini tüketiyoruz.

Rendelenmiş kereviz, yerelması, havuç, elma karıştırıp üstüne
Rondodan geçirilmiş Ceviz, zeytinyağı, bir tatlı kaşığı bal sos olarak ekleyip denedik enfes oldu.

Galeta ununda sebzeli köfte

1 çay bardağı kereviz rendesi
1 çay bardağı havuç rendesi
1 küçük patates rendelenmiş
1 çay bardağı küçük doğramış pazı
250 gr kıyma
2 yumurta
Tuz / karabiber / toz zencefil
Önce sebzeleri yarım yemek kaşığı zeytinyağında soteleyip, soğuduktan sonra kıyma, 1 yumurta ve baharatlarla yoğurup 2 saat buzdolabında beklettik. Beklemeden yapınca kıvamı çok yumuşak oldu durmadı. Köfte gibi şekillendirip çırpılmış yumurtaya, sonrada galeta ununa batırıp az yağda kızarttık. Gerçi fırında da olurdu.

Yaratıcılık – çizgi çocuk

Geçenlerde ‘okul öncesi çocuklukta yaratıcılık’ konulu bir seminere gittik. Konuşmacı konusunda uzman tecrübeli bir bayan olmasına rağmen bize ipucu vermek yerine 
kendi kurumlarının reklamını yaptı.

Ama temel de değindiği veya benim dikkatimi çeken bir nokta vardı; çocukların zaten meraklı ve yaratıcı olukları… Mühim olan yaratıcılığı köreltmemek, aksine teşvik etmek…

Okuduğum, duyduğum, tecrübe ettiklerimi uzun uzadıya yazmak yerine bir blog öneriyorum. Tesadüf onlarla bugün tanıştım ve aradığımı buldum. Artık yazmak haddime düşmez ama paylaşmak pek hoşuma gidecek…

Yazmayı düşündüğümden fazlasını, hem de konusunun uzmanı zaten hazırlamış. Buyurun buradan takip edin.

Hatta blog içersinde ‘Santral İstanbul’, ‘İstanbul Modern’ gibi merkezlerin etkinlik detayları var… Ayrıca çocuklara yönelik kendi atölye çalışmaları da… Herşeyden önemlisi kendileri de birer ‘anne – baba’

http://cizgiatolyesi.blogspot.com

http://cizgiatolyesi.blogspot.com/search/label/bir%20ka%C3%A7%20yol

veeee 3 yaşın da bi numarası varmış

Neden 2 yaş sendromu bu kadar popüler olmuş anlayamadım. Daha hamileyken biliyordum ‘trouble two’ diye bir kavram olduğunu. Aramasam karşıma çıkmayacak ‘horrible three’…

Evde bakıcı olmasının avantajlarından biri de bu olsa gerek… Telaşa kapıldım, neler oluyor bir türlü anlam veremiyorum.

Ciddi gelgitler yaşıyoruz. Birdenbire heyheyleri geliyor, atıyor, kaçıyor, hiçbir şeyi beğenmiyor istemiyor. En iyisi onu yalnız başına bırakayım siniri geçsin diyorum.

Bazense gayet uyumlu, anlatarak işlerini hallediyor (yok anne ben yemicem, istemiyorum, yoruldum vb…), izin istiyor…

Benim de kafam karıştı, ben mi bir şeyleri yanlış yapıyorum? Evde bakıcı olması mı onu rahatsız etti? Uyku düzenini mi değiştirmek lazım derken… Meğersem bu da olağanmış…

Kaç tane arkadaşımı biliyorum, 3 yaş çocuğuna bakıcılığa başlayıp 2 ay sonra kaçan… dedi bizimki… Sonrasında da sınıf öğretmeni açıkladı, yaşının hareketlerini yapıyor. Etrafındakileri test ediyor diye…

3 yaşın eline fotoğraf makinesi vermek

Çocuk emniyet aparatlarına pek rağbet etmesem de, priz girişlerine çocuk emniyet kilitlerinden takmıştım. Ne zamanki onu da açabildiğini gördüm, çocuğun aparatla değil konuşarak korunabileceğini anladım.

Çocuk deyip geçmemek ona güvenmek gerek. Bunu sıkça aklıma ve dile getirsem de, pratikte çok da uyguladığım söylenemez.

3 yaşla birlikte, bizimki ve arkadaşlarının anlatılanları dinlediklerine ve uygulamaya geçirdiklerine sıkça şahit oluyorum. Başlarında sürekli bir denetimci olduğu için denemek, yanlış yapmak, düşmek, yanılmak gibi lüksleri çok olmuyor. Uyarı, tavsiye, açıklama, yönlendirmeyle büyüyorlar.

Okula başlamasıyla birlikte, bu özgürlüğe kavuştuğuna inanıyorum. Annelerin cesaret edemeyeceği kadar az yardımla kendi başlarının çaresine gayet de güzel bakabiliyorlar.

Okulların başlamasıyla birlikte 2, her çalışmayan anne gibi benim de ‘hobi’me vakit ayırma şansım oldu. Fotoğraf kursuna katıldım. Haliyle, evde fotoğraf makinesi daha bir ortalıkta dolanmaya, fotoğraf konuşma konusu olmaya, eve fotoğraf dergileri gelmeye başlayınca bizimki de el atmak istedi. Ancak bizim süper hüper fotoğraf makinesini ona emanet etmeye gönlüm razı olmadı. Hal böyle olunca o da minik dijital makineyi rehin aldı.

İlk başlarda oradan tut, buna parmağın değmesin, şuraya bak vs gibi direktiflerle yönlendirmeye çalıştım, nafile… Ben çekerken o da beni çekmeye başladı ve çocuklar iyi taklitçi oldukları için pozu hemen kaptı. Vizörü kapalı gözüne tutsa da gören şimdiden çocuk prof olmuş der.

Bütün sevimli şaklabanlıklarına rağmen çıkan netice, yani çektiği fotoğraflardan bazıları gerçekten kayda değer yaratıcı karelerdi. Yaratıcılıktan öte sahici bir durum vardı, çünkü kendi boyunda kendi görebildiklerini çekebiliyor. Yani ayakta duran insanların kafaları yok, uzaklığa göre tabii ama ortalama bel seviyesi. Ağırlıklı olarak ayaklar ve paçalar çıkıyor. Alt açı tezgah, evyede yıkanan eller vs…

Ayrıca parmaklarını nereye koyacağını kestiremediği için arada flaşın önüne denk gelmiş ve fotoğraf kendi içinde farklı renklendirilmiş. Bunu gördükten sonra ben de denedim onun gibi denk getiremedim.

Çocuğa güvenmek gerek, belki iç güdüsel belki tesadüfen ama kesinlikle deneyerek farklı bakış açıları çıkarıyorlar. Hayran kalmamak elde değil. Her biri ayrı bir cevher. (‘küçük prens’ kitabı benim için romantik bir hayat dersi olmaktan öteye geçti)