Erenköy – çocukla beraber rahat ve keyifli vakit geçirilecek bir pastane

Pastanenin konsepti itibarıyla her zaman çocukların mekanda önceliği vardı ve çoğunlukla bebekli anneleri görürdüm.

Güvenli, temiz, hem açık havada hem de daha küçüklere içeride oyun alanı yapmışlar. Erenköy deki Beyaz Fırın bu, bizim de müdavimi olduğumuz bir yerdi. Bizimki ayaklanıp, koşturmaya başlayınca ayağımızı kesmiştik.

Açık hava parkının açıldığını fark ettik ve geri koştuk. Çocukların kaçabilecekleri, kendilerini tehlikeye atabilecekleri noktaları da kapatmışlar. Sürekli göz önündeler. Yer tartar zemin, çocuklara uygun masalar da koymuşlar. Hatta içeride resim yapacakları bir alan da ayrılmış. Çocuklar kendilerini meşgul edebildikleri için anneler de rahat edebiliyor.

Yeni favorimiz, her gün mekanımız burasıdır.

Reklamlar

Cunda Ada Kamping

Esas hedefimiz 10 gün sonra Bodrum’da olmaktı. Yola erken çıktık, sadece ilk durağımız belliydi Bursa.

Seyahatimizin ikinci ayağı olarak da Cunda’ya gitmeye karar verdik. İkimizin de çok sevdiği ve uzun zamandır nerdeyse her yaz uğramadan edemediğimiz Ada Kamping’e geldik. Gerçi 2 yaşında bir çocukla nasıl olacağını pek de kestiremiyordum.

Bursa’da bir kuzen de bize katıldı beraber geldik. Üç kişi olmak büyük avantaj oldu. Mütemadiyen biri bizim ufaklıkla takıldı, herkes vardiyalı olarak boşa çıktı. Birisi çocuğa bakarken tek başına oturmak da çok keyifli olmuyor, muhabbet edecek adam olması iyi oldu, hatta kocamla baş başa vakit bile geçirebildik kimi zaman.

İkinci etaptan çıkardığım ders budur: çocukla tatile çocuksuz arkadaşlarla çık…

Bir de tülbent tatilimizin vazgeçilmez aksesuarı oldu. Bebekken bile bu kadar sık kullanmadım. Aslında sadece arabada, terini emsin diye sırtına koymak için almıştım yanıma… Şapkası yanımda yokken bandana gibi başına bağladım. Eli kapıya sıkıştı, buzu içine koyup eline sardım. Yemek yerken önlük niyetine kullandım, yıkandıktan sonra saçını kurulamak için filan derken her derde deva oldu.

Bir de uzun zamandır dolap bekleyen baby phone imdadımıza yetişti. Uyuduğunda odaya kurup, çektiği kadar uzaklaşma imkanı verdi bize. Akşamları sofra muhabbeti, gündüzleri deniz sefası ayrıcalığı tanıdı.

Neticede kamp tatili de hiç fena geçmedi. Bungalovlardan birinde kaldık. Deniz taşlık ve sığ ama plastik terkliklerle çok rahat etti. Gün boyu denize taş attı. İskeleden denize girdik, orası bile sığ ama kumluk… Kolluklarla yüzme denemeleri yaptık.

Yemek yenen alanı da gölgelik, öğlen sıcağında orada arabalarla oynadı, oyalandı.

Babasının cin fikriyle, güneşe çıkmasın diye taşlık alanda çıplak ayak bıraktı, taş çok sıcak olduğu için basamadı ve sadece gölgede oynadı. Görünmez bir çit gibi, işe de yaradı…

Çocukla kamp tatili bile yapılabilirmiş bunu gördüm, biraz pratik olmak yeterli. Kamp yeri olduğu için ortak kullanıma açık duş, lavabo, mutfak, buzdolabı, çamaşırlık var. Kendi işini kendin görüyorsun fiziksel olarak biraz yorucu olsa da, çocuk açısından eğlenceli. Kolaylıkla kendine bir oyun yaratabildi ve yeni arkadaşlar edindi. Karavanların içlerini gezdi, herkese misafir oldu.

Bağdat Caddesi ve sahilde gidilebilecek mekanlar

Açık hava alışveriş merkezi…

Parklardan başlayalım. Hafta sonları, havanın güzelliğine göre, bahsedeceğim yerler 12:00 den sonra dolmaya başlar. Hava güzelse 14:00 gibi hiç gitmeyin anababa günü olur. Sabah saatleri çocukla keyifli vakit geçirmek için idealdir, kalabalıkta yürümek bile daha fazla zaman alıyor, ben kaldıramıyorum.

Caddebostan Migros’un hemen arkasında Caddebostan Sahil parkı var. Eskiden kumluktu, tartar zemin yaptılar. Tek sıkıntısı, özellikle sabahları temizlenmezden evvel etrafta cam kırıkları bulunması muhtemel, kaydırakların tepesi de genellikle çekirdek kabukları oluyor. Çocuklar çıkmadan etrafı kolaçan etmekte fayda var. Yeni yapıldığı, için malzemeler hala bakımlı. 8 salıncak, iki ayrı kaydırak grubu ve 2 tahtırevan bulunuyor. Bostancıya doğru gidince küçük bir park alanı daha var. Daha eski yüzlü, gene tartar zemin. Yakın sayılabilecek bir park alternatifi.

Hemen Caddebostan Migros’un karşı çaprazında Cafe Nero var. Özellikle ayaklanmış ufaklıklar için ideal, çünkü minicik bir park alanı var. Çocuklardan uzaklaşmadan, oturup kahve içilebiliyor. Buralarda çocukla gidilecek en ideal yer olarak notumu oraya verebilirim.

Tam karşısındaki çıkmaz sokağın başında McDonald’s duruyor, onun da oyun alanı olması gerek ama hiç gitmedim. Hemen bitişiğinde de House Cafe, çocukla gitmek için ideal bir yer olmasa da, merdivenlerin başında bir ağaç var. Ağacın altında ahşap zeminli kimselerin oturmayı tercih etmediği gölgelik bir alan var. Biz orada bir buçuk saat oyalanmayı başardık. Yazları iyi, serin bir alternatif olabilir.

Ufaklık bezliyse, Bağdat Caddesi üzerinde yürürken hayat kurtaran bir mekan da Mother Care. Geniş bir alt değiştirme odası var. Bir çok mekanda alt değiştirme ünitesi bulmak mümkün ama tuvaletlerde, sıkışık, temizliği şaibeli, ben rahat edemiyordum oralarda, artık çimlerin üstü bile yetiyor. (Caddebostan’dan, Bostancı istikametine giderken sağ kolda Boyner’in sokağında, Migros’un üstü)

Hafta arası, Play Barn oyun merkezi anneye dinlenme, çocuğa kudurma imkanı veriyor. Hafta sonları doğum günleri olduğu için dışarıdan kimseyi almıyorlar (benim bildiğim, denk geldiğim kadarıyla). Üyelik şartı yok, saatlik ücret alınıyor, 18 ay ve üstü çocuklara ablalar refakat ediyor. Anneler de cafesinde oturup dinlenebiliyor. Bahçesi de geniş, kaydırak, salıncak, tırmanma duvarı falan var, tabii ki bizim favorimiz top havuzu…

Göztepe parkı da bizim uğrak mekanlarımızdan. Sahil kadar dolu olmuyor. İçeride 2 ayrı park alanı var. Biri tartar zemin, diğeri kum. Çimlerde koşturma, top oynama imkanı var. Parktan aşağıya sahil tarafına doğru da belediyenin spor alanları var. Basket, tenis, futbol vs sahaları. Onları da geçince sağa doğru, mini sürücülük deneme alanı (diyelim) bir yer yapmışlar, pilli arabaların kiralandığı, mini sokaklar ve lambaları, trafik levhalar filan olduğu sevimli bir alan. Bizimki henüz pilli arabalara binmeye tenezzül etmemiş olsa da her seferinde oraya da uğruyoruz.

Dükkanları ve sahildeki yürüyüş alanlarını saymıyorum, yapılacak epey aktivite bulunur buralarda. Çocuğu iyice yorup pusette uyuttuktan sonra da güzel bir brunch veya kahve keyfi yanında hediye …

Şile sıcak bir bahar günü daha bir keyifli olur

Bu haftasonu Şile’deyiz. Bahar ortalarında gelmek daha akıllıca olabilir, biraz havalar ısınıp güneş açtıktan sonra ama daha kimsecikler yokken. Muhteşem kumsalda bataniye serip, hafif rüzgar esintisinde mataradan sıcak çay içmek. Çocuğu da salmak peşinde koşturmak zorunda kalmamak.

Yağmurlu bir günde otel odasından hayal edebildiklerim bunlar…

Eşimin işini bahane edip bizde takıldık peşlerine geldik. Dün gittiğimiz mekanda, 4 yaşlarında bir çocuk daha vardı ve kocaman bir bahçe… Papatyaları ve yaprakları koparıp dereye attılar. Cümle kısa oldu ama ne eğlendiler, ne koşturdular anlatamam. Çocuk ‘yaprakları seven arkadaşım hadi gelsene’ diye seslenip koşuyor, bizimki de peşinde, onun iki adımda katettiği yolu pata küte koşarak yetişmeye çalışıyordu.

Onca koşturma arasında birkaç defa düştü, burnu ve dudağı soyuldu, şişti. Ama çocuk olmak da biraz da böyle birşeydi diye hatırlıyorum. Ben sürekli yara bere içinde dolaşırdım, onlu yaşlara geldiğimde ise epey dikiş de atılmıştır. Ama anne olarak insan kuzusuna konduramıyor tabii.

Açık arazide çimenlik alanda çocuğu oyalamaya bile gerek kalmıyor. Kendi oyununu, meşgalesini kendi yaratıyor zaten. Bir de yapma etme demeye gerek kalmıyor. Çocuk kendine göre çeşitli şeyler başarıyor, mesela çiçek veya yaprak koparıp suya atmak gibi. Bunu da gururla etrafına sergiliyor. İstanbul’da yapay bahçelerde elin çiçeğine dokunma, o suya yanaşma, burda koşma, hatta çimlere basma demem gerekebiliyor.

Mesela masanın üstünden örtüyü çekmek… Kesinlikle yapılmaması gerekenlerden. Ama bunu çocuk açısından okuduğumuzda ise, boyunun erişmediği masanın üzerindeki bir objeye ulaşabilmek için bulduğu bir yöntem veya ne kadar güçlü olduğunu gösterebileceği bir hareket sadece bu…

İşte İstanbul’dan kaçmak istememin esas sebeplerinden biri… Çocuğa çocuk olduğunu hatırlatma şansı tanımak. Her hareketinin bir uyarı almadığı, kendi kendine insiyatif kullanıp, kendi oyununu kendi kurabildiği, azıcık düşüp kalktığı, hafif sıyrıklar aldığı, temiz hava bol gıdalı bir alan aralayabilmek.

Geçenlerde annem arkadaşlarıyla buluşmuş, biz de kendimizi bir göstermek için hanımlara bir uğradık. Ama oturmadık. Benim kanımca bizim yerimiz hala daha parklar, bahçeler… Ona da sıra gelecek, adam gibi oturmasını, yemesini becermesi gereken yaşlara daha var diye düşünüyorum.

Baharda Şile hayalimin demosunu Caddebostan sahilde yaptık geçen gün. Ara ara 3 adımlık temiz kumluk alanlar var sahil boyunca. Onlardan birine gittik. Taşları denize attık, sopayla kumlara resimler yaptık.

Şile için ise havaların biraz daha ısınması gerekirmiş. Kumsal sonrası çarşıda bir yemekle biten günü birlik bir program dahi yapılabilir.