1 kala

(2 yaşına bir ay, tatile bir gün kala)

Babamızla işinin gereği, çalışırken pek görüşemiyoruz. Yaz geldi, babamız da boşa çıktı. Haliyle ertelenmiş bir sürü program ajandamıza girdi ve bir koşturmacadır devam ediyor. Bir yandan hasret gideriyoruz, bir yandan 3’lü hayatımızda birbirimize adapte olmaya çalışıyoruz.

Çocukla zamanın aslında ne kadar hızlı aktığını ve kıymetli olduğunu anladım. Baba oğul, yıllardır görüşmeyen iki dost gibi arayı kapatmaya çalışıyorlar. Bizim ki bütün marifetlerini, en sevdiği oyuncaklarını, en sevdiği arkadaşlarını, gittiği oyun grubunda ki marifetlerini büyük bir heyecanla ona göstermeye çalışıyor. Her şeyi beraber yapmak istiyor. Baba gel gel, baba otur otur, baba oyna oyna …

5 ayda ne kadar çok geliştiğini, kişiliğinin oturmaya başladığını, karşısındakilerle iletişiminin ne kadar kuvvetlendiğini onlara bakınca görüyorum. Biz anne oğul sürekli beraber olduğumuz ve her an gözümün önünde olduğu için farkı ancak onlara bakınca görebildim.

Her şey o kadar kendiliğinden oluyor ki aslında. Çocuk büyüyor, ne kadar basit hâlbuki… Ama bu işin de kendine göre cilveleri var, dışarıdan göründüğü gibi değil, daimi bir mesai gerektiriyor.

Geçenlerde yanağını örümcek sokmuş ne ara acaba diye başlayan hikâye acilde bitti. Bizimkinin bünyesi hala neden olduğunu bilemediğim bir besin maddesine karşı alerjik reaksiyon göstermiş ve yavaş yavaş tüm vücudu kızarmaya ve kabarmaya başladı. Sebebini bilmediğimiz için soluğu acilde aldık. Büyük kızarıklıklar üzerinde beyaz minik kabarıklıklar = besin alerjisi belirtisiymiş. Alerjiyle yaşamayı öğreniyoruz…

Babasının tekrar bize dâhil olmasıyla numaradan ağlamayla tehditler başladı. Numaradan ağlamaya başlıyor sonra bu gerçeğe dönüyor sonra, zaten neden ağladığını o da unutuyor kriz bitince şaşkın şaşkın birbirimize bakıyoruz. Bugün yalnızdık, başladı (start verdiğini gördüm) ağzını kocaman açıp sahte ağlama moduna geçti, ben de aynen onu taklit ettim dayanamadı bastı kahkahayı, sonra gene neden ağlamaya çalıştığını unuttu araba oynamaya başladık, gibi saçma bir döngü girdi hayatımıza…

Bir yandan da seyahat telaşımız başladı. Nihai hedefi belli olan ama rotası henüz kesinleşmemiş bir tatile çıkıyoruz, yolumuz açık olsun. Çocukla tatil tabularını az çok kırıp bir cesaret yola koyulacağız hakkımızda hayırlısını diliyorum, çünkü bizi neler bekliyor bilmiyorum.

Reklamlar

Vay başıma gelenler

Yaklaşık 3 aydır bir nezle, öksürük, balgam silsilesidir gidiyor. İlk bir hafta ilaçsız nezleyle başa çıkmaya çalıştık, derken doktora gittik göğsü de hırıldıyormuş, şu ilaca başladık. Bir hafta daha geçmedi, olmadı bu ilaca derken 1 ayı tamamladık. Velhasıl bir alerji ilacına başladık bizi rahatlattı, sadece az da olsa gece öksürükleri kaldı.

Anladık ki alerjikmiş. Doktorumuz alerji testleri için 2 yaşını beklemek gerektiğini, bu aylarda yapılacak tahlil sonuçlarının negatif çıksa bile alerjik olmadığını göstermeyeceğini anlattı.

Neyse anneler günün de sanırım şifayı kaptık. İki gecedir burnu tıkalı ama akmadığı için bol ağlamalı, bölük pörçük uykuyla idare etmeye çalışıyoruz. (belki de anneler günü çiçek trafiği azdırdı alerjisini bilemiyorum)

Bu arada yemekleri de renklerine göre seçmeye başladı. Yeşil olan pişmiş yemekleri yemiyor ama kırmızı, turuncu olanları yiyor. Havuç, portakal, mandalina; kırmızılardan domates, çilek, kuru yabanmersini ve şimdi de çiğ kırmızıbibere başladık.

Ama gel gör ki, bu sabah ki kırmızıbiber acı çıktı. Zaten bütün gece ağlamaktan bitap düşmüş, bir de sabah sabah yazık acı biber verdi sevgili annesi. Onun üstüne de nasıl titreyerek ağlıyor, ben de vicdan azabından…

Her şerde bir hayır vardır derler, öyle de oldu… Acı burnunu bir güzel açtı, çeşme çalıştı, genzi açıldı, öksürük bitti, bir rahatladı. Ben de bunu vesile bilip içimi rahatlattım. (yanlış anlaşılmasın, kesinlikle tavsiye etmiyorum, ben de bir daha asla vermem. Biber faslı bir süreliğine kapanmıştır)