Polonezköy – Country Club / Piknik Park

Hafta sonu hazır bahar, havalar güzel, güneş yakmazken çocuklara bir çiftlik havası aldırmak namına gidilmesinden maaile zevk alınacak bir ortam. Benim anladığım bir zamanlar çok iyi düşünülmüş, hatta iyi uygulanmış bir projeymiş. Ama uzun zaman bakımsız kalmış, eskimiş ama geçen seneye oranla bir hayli elden geçmiş toparlanmış…

Etrafını orman çevrelemiş, envai çeşit hayvan, hayvanat bahçesinden aşağı kalır tarafı yok. Aşağıda gölette sandal sefası, hamaklarda şekerleme, çocuklara oyun alanları… O kadar geniş bir araziye yayılmış ki pazar günü kalabalığı bile bizi rahatsız etmedi.

Bu sefer gittiğimizde lama, koyun, tavşan, tavuk, horoz, pony bir sürü otlakçıyı da salmışlar, otururken yanında biri hırt hırt otları yoluyor.

Yeme içme namına, bir pastane ve bolca mangal yeri var. Mangalı, korlanmış kömürü, eti meze oradan alınıyor, ‘kendin pişir kendin ye’. Neticede Polonezköy meydan yürüme mesafesi o mevkide hiç sanmıyorum aç kalınmaz zaten…

http://www.piknikpark.com/

Reklamlar

Güneşi gördük kendimizi sahile attık

Caddebostan Migros un arkasındaki park

Deniz kenarı, uzun bir yürüyüş parkuru olması sebebiyle özellikle güneşli kış günlerinde çok cazip bir seçenek…

Tek kusuru çocuk parkının pisliği, pislikten öte kırık camlar… Çekirdek kabuklarından, izmaritlere, kırık şişelere herşey var… Anlamadığım birşekilde bunlar kaydırak tepelerinde de var. Her gittiğimizde önce ben çıkıp çöpleri atıyorum… Şikayetlerimi ilettim, Büyük Şehir Belediyesi bakıyormuş ama bir gelişme olmadı. Etrafta havalı araçlarıyla aylak aylak dolaşan tonla park görevlisi var… Biri de eline sürürgeyi alsa en fazla yarım saat işi var o parkın..

Caddebostan plajı, parktan sonra kumla oynamaya gittik. Belediyenin bir de çay ocağı da var… Oraya giderken çocuklara lastik yağmur botlarından veya su geçirmez bir ayakkabı giydirmekte fayda var. (Denize ayak sokmaları ihtimaline karşı) O zaman rahatça oturup bir kahve içilebiliyor.

Erenköy – çocukla beraber rahat ve keyifli vakit geçirilecek bir pastane

Pastanenin konsepti itibarıyla her zaman çocukların mekanda önceliği vardı ve çoğunlukla bebekli anneleri görürdüm.

Güvenli, temiz, hem açık havada hem de daha küçüklere içeride oyun alanı yapmışlar. Erenköy deki Beyaz Fırın bu, bizim de müdavimi olduğumuz bir yerdi. Bizimki ayaklanıp, koşturmaya başlayınca ayağımızı kesmiştik.

Açık hava parkının açıldığını fark ettik ve geri koştuk. Çocukların kaçabilecekleri, kendilerini tehlikeye atabilecekleri noktaları da kapatmışlar. Sürekli göz önündeler. Yer tartar zemin, çocuklara uygun masalar da koymuşlar. Hatta içeride resim yapacakları bir alan da ayrılmış. Çocuklar kendilerini meşgul edebildikleri için anneler de rahat edebiliyor.

Yeni favorimiz, her gün mekanımız burasıdır.

İyi cüceler :)

Erenköy’de, ‘İyi Cüceler’ diye bir kitapçı (oyuncak da var) açıldı. Şimdi de çocuklara atölyeler düzenlemeye başlıyorlar. Blog adreslerinden takip edilebilir. Üye olup etkinliklerden haberdar olabiliyorsunuz. Henüz bir çalışmalarına dahil olmadık. Ben de bu dönem mailini yeni aldım. Kitap okuma günlerini özellikle takip etmek istiyorum.

http://iyicuceler.wordpress.com/

Dükkanın içinde bir ağaç ev var, altında tahta masa ve sandalyeleri. Sanırım çalışmalar da orada yapılacak. Kitap seçmek için bile gitsek beraber çok keyifli vakit geçiriyoruz. Çalışanlar da gerçekten çocuk kitaplarına hakim ve bundan keyif alan insanlar. Tavsiye verebiliyorlar.

İsmini de kendisini de şimdiden çok sevdik. Umarım işleri yolunda gider, bizim de daimi adresimiz olur.

http://www.birdolapkitap.com/

Turkuazoo

Yazın kavurucu sıcağında veya kışın dondurucu ayazında korunaklı, çocukla rahat vakit geçirmek için iyi bir alternatif…

Geçen sene karda kışta dışarıda ne yaparız diye aranırken, henüz yeni yürümeye başladığında gitmiştik. İçinde bulunduğu alışveriş merkezi daha tamamlanmamıştı.

Bu sene bir arkadaşıyla gittik. Forum İstanbul – Alışveriş merkezi de faaliyete geçmiş, güzel de olmuş, aydınlık geniş ferah bir yer. Ayrıca açık hava avlusu var, yeme içme yerleri, kafeler koymuşlar.

Arabayla gidip, bütün gündüz orada geçirilebilir.

Haydarpaşa Garı

2 yaş erkek çocuklarının yeni gözdesi arabalardan sonra trenler oluyor sanırım…

Ağır iş arabaları elbette ki hala gözde… Bir kepçe, dozer veya çöp kamyonunu iş başındayken seyretmek, değil 2 yaşında koca koca adamların bile ilgisini çekiyor… Biz de nerede inşaat görsek durup, yurdum insanıyla sıraya girip dikkatle seyre koyuluyoruz. Yavaş yavaş oyuncak araba koleksiyonumuza onlar da dahil oluyor…

Şimdi de sıra trenlere geldi… Günlük güzergâhımızda tren görme imkânımız olmadığı halde, oyuncak trenleri inceleyerek başladı ilgimiz. Lokomotifin peşi sıra dizilen vagonlar, takip etmesi gereken bir ray olması gibi arabadan ayrışan bir sürü özelliği var.

Ama gene de hepsinin ortak paydası, tekerlekler. Dönebilen tekerleğe benzeyen her şeyi seviyoruz.

Yeni oluşan tren sevgisini pekiştirmek ve değişik bir gün geçirmek adına Haydarpaşa Garına gittik. Ben gitmeyeli asırlar olmuş. Turist gibi gezdik. Eski Türk filmlerinde fakir ama gururlu taşralının İstanbul’a gelişinin simgesi.

Devasa kapılardan görünen boğaz, kalkan gemiler, kocaman merdivenler, tren sirenleri, rayların gıcırtıları yabancılar, yerliler gelenler gidenler çok hareketli olmasına rağmen tavanların çok yüksek olmasından mı, tren gürültüsünden mi ahenkli bir düzeni var.

Bu hoş gezintimiz yarım saat ancak sürdü ve bizimkinin ağlamasıyla son buldu.

‘Tuna tren sevmediiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii’

Yorulduğunu veya gürültüden rahatsız olduğunu düşünüp oradan ayrıldık.

Neden sevmediğini sorduk,’ tekerlekleri yok’ dedi… Gerçekten de onun hizasından trenlerin tekerlekleri görünmüyordu…

İstanbul’da denize girebilmek istiyorum – Kilyos+Şile

Keşke diyorum, annelerimizin zamanındaki gibi bugün de denize, boğaza gönül rahatlığıyla girme imkânımız olsaydı. Uzaktan bakmak, kenarından yürümek ve girememek çok acı geliyor bana.

Eskiden aklımın kenarından bile geçmezdi. Zaten çalışıyor olurdum veya çalışmıyorsam da tatilde bir yerlerde denize girebiliyordum.

Şimdi çocuk da varken insan imkân yaratma çabasında oluyor. Hazır keyfini almışken biraz daha yüzebilsin istedim. Dilinden de düşmüyor ‘Tuna tatile git, denize gir’ diye…

Biz de Şile ve Kilyos sahillerini denedik. Elbette ki meşakkatli bir program, uzun yol gene de değdi. İnternetten ‘beach’ diye aratınca alternatifler hemen çıkıyor karşınıza.

Bir arkadaşımla oğlanları alıp, erken saatte çıktık Kilyos’a gittik. Tabii ki Ege veya Akdeniz gibi değildi… Ama onlara yetti. ‘Dalyan Beach Club’ tesisin adı, bir koyu kapatmış, yeme içme şezlong vs hizmeti var. Gerçi biz yemek yemedik, yorum yapamayacağım ama ayrı balık lokantası da vardı. http://www.clubdalia.com/referanslar.htm

Pazar sabahı olmasına rağmen, çok erken vakitte yollara düştüğümüz için trafiğe de girmedik. Müessese dolduğunda da çıktık.
Anladığım kadarıyla, İstanbul’da büyük bir çoğunluk ancak 11, 12 gibi, öğlene doğru harekete geçiyor. Dolayısıyla hafta sonu programlarını erken saatlere almak büyük avantaj sağlıyor. Bir de sadece anne ve çocuklar olarak hareket edince işler daha da hızlı halloluyor.

Diğer bir sefer de babamızla Şile’ye gittik. Uzunkum’da yan yana bir sürü gene ‘beach’ diye tabir edilen mekânlardan var. İnternet araştırması yapmadan gittik, sonradan baktım sadece Aquabeach isimli olanın sayfasını bulabildim zaten.

Gittiğimiz gün epey rüzgârlıydı, belki ondan belki de orası sürekli dalgalı onu bilemiyorum. İlk tepeden aşağı inerken gözümüz korktu. Yüzmenin zaten imkânı yok, sadece dalgalarla güreşmek mümkün. Eğlenceli elbette ama 2 yaşında bir çocuk için uygun mu bilemedim. Tepede ambulans ve sahilde cankurtaranlar olması, denizin şakaya gelmediğini yeterince vurguluyor.

Her şeye rağmen, net 2 saat denizden çıkamadık. O sığ yerde dalgaların içinde debelendik, yuvarlandık durduk. Zaman nasıl geçti anlamadık, parmaklarımız buruşunca saate bakmak aklımıza geldi. Bizim sıpa kıyameti kopardı çıkmamak için, ben yorgunluktan perişan oldum. Her dalga geldiğinde kaldır, o benden kurtulmaya çalışıyor, ben onu tutmaya çalışıyorum. Ben de suyun için de yatıyorum, bütün dalgalar yüzümde patlıyor.

Bir yandan bu kadar dalga olması da iyi oldu, deniz temiz mi pis mi anlamıyorsun, köpük banyosu gibiydi. Kumsalı çok geniş, kumu da çok ince, temizlenmesi zor oluyor ama üstünde yürümek bile insanı rahatlatıyor. Ancak bizim gittiğimiz tesisin yemekleri,
kahvesi vs kötüydü.

Önceden bilmediğim, referansı sağlam olmayan yerlere giderken genelde tedarikli olurum ama bu sefer nedense rahat davrandım. Tostla idare, akşama da adım akıllı yemekle telafi ettik.

Detaylı düşününce, çocukla böyle bir program yapmak insanın gözünde büyüyor, o kadar saat için değer mi deniyor. Ama gerçekten değiyor…

‘İstanbul’ Gezi

Eklediğim fotoğrafların hepsi İstanbul ve yakın çevresinde çekildi. Her şeye rağmen İstanbul, açık havada vakit geçirilebilecek oldukça güzel alternatifleri olan bir şehir, değerlendirmek lazım.

Kumda oynadıkları, Caddebostan plajının hemen yanındaki tekneciler barınağının kahvesi. (Asıl ismi ne bilmiyorum) Doğal bir kumsal, o koydaki en temiz köşe ve içecek atıştırmalıklar bulmak mümkün.

Denize girdikleri yer ise Riva. Dere yatağının ağzında su oldukça kirli. Ama az ötede plajı var görsel olarak temizdi ama ne içeriği ne kadar temiz bilemiyorum. Biz, doktorların lafından yola çıkarak ‘en pis deniz en temiz havuzdan iyidir’ mantığıyla ve çocukların denize taş atacağız bahanesiyle yavaş yavaş ıslandıktan sonra koy vermemizle çocukları denize soktuk, aslında onlar girdiler desek yeridir.

Bu ‘hayır’ uygulamasına bir örnektir mesela. Onca yol teptikten ve havanın sıcağında kavrulduktan sonra yapma etme demenin kimseye bir fayda sağlamayacağına kanaat getirdik. Ama Caddebostan’da da aynı şekilde kumla oynama faslı bitince denize gitmeye yeltendiklerinde, ‘hayır’ ı dinelemediler. İşte o defa mekândan ayrıldık.

Renkli evcik ise Göztepe parkındaki kaydırak altı. İki pencere, üç duvarla bu kadar oyalanabilir iki çocuk…

Yemek sofrası ise Polonezköy’de… Asıl amacımız Piknik Park (Country Club) gitmek, orada koşturup, hayvanlara bakmaktı. Ama mekânın kocaman ağaçların altında, çimenlik bir bahçesi ve parkı vardı. Çocuklar bir şeyler yesin diye girmiştik ama çıkamadık sonunda da pestilleri çıktı koşturmaktan. Arabaya binince bayılıp uyudular.

Mutlu son!

Bağdat Caddesi ve sahilde gidilebilecek mekanlar

Açık hava alışveriş merkezi…

Parklardan başlayalım. Hafta sonları, havanın güzelliğine göre, bahsedeceğim yerler 12:00 den sonra dolmaya başlar. Hava güzelse 14:00 gibi hiç gitmeyin anababa günü olur. Sabah saatleri çocukla keyifli vakit geçirmek için idealdir, kalabalıkta yürümek bile daha fazla zaman alıyor, ben kaldıramıyorum.

Caddebostan Migros’un hemen arkasında Caddebostan Sahil parkı var. Eskiden kumluktu, tartar zemin yaptılar. Tek sıkıntısı, özellikle sabahları temizlenmezden evvel etrafta cam kırıkları bulunması muhtemel, kaydırakların tepesi de genellikle çekirdek kabukları oluyor. Çocuklar çıkmadan etrafı kolaçan etmekte fayda var. Yeni yapıldığı, için malzemeler hala bakımlı. 8 salıncak, iki ayrı kaydırak grubu ve 2 tahtırevan bulunuyor. Bostancıya doğru gidince küçük bir park alanı daha var. Daha eski yüzlü, gene tartar zemin. Yakın sayılabilecek bir park alternatifi.

Hemen Caddebostan Migros’un karşı çaprazında Cafe Nero var. Özellikle ayaklanmış ufaklıklar için ideal, çünkü minicik bir park alanı var. Çocuklardan uzaklaşmadan, oturup kahve içilebiliyor. Buralarda çocukla gidilecek en ideal yer olarak notumu oraya verebilirim.

Tam karşısındaki çıkmaz sokağın başında McDonald’s duruyor, onun da oyun alanı olması gerek ama hiç gitmedim. Hemen bitişiğinde de House Cafe, çocukla gitmek için ideal bir yer olmasa da, merdivenlerin başında bir ağaç var. Ağacın altında ahşap zeminli kimselerin oturmayı tercih etmediği gölgelik bir alan var. Biz orada bir buçuk saat oyalanmayı başardık. Yazları iyi, serin bir alternatif olabilir.

Ufaklık bezliyse, Bağdat Caddesi üzerinde yürürken hayat kurtaran bir mekan da Mother Care. Geniş bir alt değiştirme odası var. Bir çok mekanda alt değiştirme ünitesi bulmak mümkün ama tuvaletlerde, sıkışık, temizliği şaibeli, ben rahat edemiyordum oralarda, artık çimlerin üstü bile yetiyor. (Caddebostan’dan, Bostancı istikametine giderken sağ kolda Boyner’in sokağında, Migros’un üstü)

Hafta arası, Play Barn oyun merkezi anneye dinlenme, çocuğa kudurma imkanı veriyor. Hafta sonları doğum günleri olduğu için dışarıdan kimseyi almıyorlar (benim bildiğim, denk geldiğim kadarıyla). Üyelik şartı yok, saatlik ücret alınıyor, 18 ay ve üstü çocuklara ablalar refakat ediyor. Anneler de cafesinde oturup dinlenebiliyor. Bahçesi de geniş, kaydırak, salıncak, tırmanma duvarı falan var, tabii ki bizim favorimiz top havuzu…

Göztepe parkı da bizim uğrak mekanlarımızdan. Sahil kadar dolu olmuyor. İçeride 2 ayrı park alanı var. Biri tartar zemin, diğeri kum. Çimlerde koşturma, top oynama imkanı var. Parktan aşağıya sahil tarafına doğru da belediyenin spor alanları var. Basket, tenis, futbol vs sahaları. Onları da geçince sağa doğru, mini sürücülük deneme alanı (diyelim) bir yer yapmışlar, pilli arabaların kiralandığı, mini sokaklar ve lambaları, trafik levhalar filan olduğu sevimli bir alan. Bizimki henüz pilli arabalara binmeye tenezzül etmemiş olsa da her seferinde oraya da uğruyoruz.

Dükkanları ve sahildeki yürüyüş alanlarını saymıyorum, yapılacak epey aktivite bulunur buralarda. Çocuğu iyice yorup pusette uyuttuktan sonra da güzel bir brunch veya kahve keyfi yanında hediye …

Çocukla gidilebilecek bir mekan, Koç müzesi, İstanbul

Havalar güzelleşti, biz de sonunda arabaya bindik, cadde ve sahil şeridi dışına çıkmayı başardık.

Gezilecekler listemdekilerden ‘Koç Müzesi’ne gittik. Sütlüce, Haliç kıyısında. Çocukla gidilebilecek muhteşem bir mekan, çeşitli alternatifleri var. Hemen kıyıda, müzenin içi sayılır, bitişikte Halat Restaurant’a bir arkadaşımızın doğum gününü kutlamak için kahvaltıya (45 Lira) gittik. Daha henüz İstanbul kalabalığı yollara dökülmeden yola çıkınca, kısa sürede vardık.

Müzenin bahçesine giriş ücretsiz. Bahçe dediğime bakmayın koca bir alan. Uçak, tren, arabalar, gemilerden birkaçını bahçe içinde görmek mümkün, içeridekiler hakkında bir fikri oluyor insanın. Ortalarında da eski bir kamyondan bozma sosisçi (o tip fast food tarzı bir şeyler) var. Demek istediğim, bütçesine dikkat edenler açısından da değerlendirilebilir.

Müzeyi gezmek isterseniz, giriş 10 Lira, okul öncesi çocuklara ücret almıyorlar. Hatta bir baba kızını içeriye gönderdi, o dışarıda bekledi. Çok taktir ettim, çocuğunun gelişimi için çabaladığı belli. Müzeyi çok dikkatli gezemedik, ancak trenler ve arabalar bizimkini ihya etmeye yetti. Ayrıca saat başı, 10 dakikalık bir tren turu bilete dahil. Denizaltıyı gezmek için henüz küçük olduğumuz için teşebbüs etmedik, ama sanırım o ayrıca bir ücrete tabii.

Halat’a gelince, biz gittiğimizde boştu. Sonradan da ancak birkaç masa doldu. Hep mi böyle bilemiyorum. Su kenarı olmasına rağmen bizimkiler için bile gayet güvenli ve temiz. Çalışanlar da yardımcı oluyor ve çocuklara toleranslılar.

Çok medeni, geniş ferah ve en azından bir erkek çocuğunun ilgisini çekebilecek her türlü araç mevcut.

Kalabalıktan uzak, bol koşturmacalı, merak uyandıran, İstanbul koşullarında temiz hava alabildiğimiz güzel bir Pazar geçirdik. Gene gelecek ben…