Tek başına okulda kalmak – anneden ayrılık / çocuğu başkasına emanet etmek

Daha dün annemizin kollarında yaşarken

Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken

Şimdi okullu olduk

Sınıfları doldurduk Sevinçliyiz hepimiz Yaşasın okulumuz!

Sıralama gerçekten de böyle oluyormuş. Bu şarkı bebeklere ninni değil, annelere öğreti gibi aslında. Biz de okul furyasına şimdiden girdik, o numarası olan bir öğrenci bense veli oluverdim. Gerçekten daha dün emziriyordum, emekledi, yürüdü ve …

Karar faslından sonra bir de bizim sıpa için ön hazırlık yapmak gerektiğini düşündüm. Gerçi daha yaşına gelmeden başladık oyun gruplarına. Beraber gidip oyunlar oynadık, resim yaptık, müzik dans derken artık oyun arkadaşı olarak annesini değil yaşıtlarını aramaya başladı. Hatta beraber oynayabileceği birini bulduğu anda müdahaleci annesine ‘git’ der oldu.

Ama tüm bu işaretler onun tek başına okulda kalabilmesi için yeterli mi?

Yabancı bir binada hiç tanımadığı insanlarla 2 saat bile olsa vakit geçirmek, onlara güvenmek, ihtiyaçlarını, isteklerini dile getirmek zorunda kalacak. Galiba kimi zaman bu çocuktan ziyade anneye zor gelen bir durum.

Kitaplar aldım, Bebek Koala Anaokulunda, Küçük ejderha anaokuluna gidiyor, okuyoruz. Meşhur Calliou nun ilk anaokulu tecrübesini seyrettik vs. Bir yandan ben de takip ediyorum, neticede yabancı yayın oldukları için yurtdışında nasıl oluyor bu işler fikir veriyor insana.

Okul konusunda konuşuyoruz, sorular soruyorum.

Kayıttan önce 2 kere beraber gittik. Bahçesinde oynadı, büyük çocukları gördü. Öğretmeni ile tanıştık. Beraber sohbet ettik, kısa da olsa oyun oynadık. İkinci gidişimizde diğerleri sınıfa girince bizimki de koşarak kendi müstakbel sınıfına girdi, tabii yaşıtları yoktu ama oyuncakları keşfe daldı.

Bu denemelerde beni aramadı. Ama esas diğer ebeveyn ve çocuklar gelince iş değişebilir. Ağlayanlar olursa bizim ki de tedirgin olup benden ayrılmak istemeyebilir.

Günler kısalıyor, iyi değerlendirmek lazım. Koşturup yorulan çocuk daha uyumlu oluyor. Tecrübeliler, bir kere başlasın 3 gün her ikinize de az gelmeye başlayacak diyor. Şimdilik ‘annne okul, Tuna okula git’ diyor. Bakalım zaman ne gösterecek!

Reklamlar

Anaokuluna karar verirken

Sonunda kaydını yaptırdık. Ekimde başlayacak.

Seçtiğimiz anaokulunda sadece 4 yaşına kadar çocuk var, 5 ve 6 yaş artık ilkokula hazırlık olarak değerlendirildiği için ana binada ders görüyorlarmış.

2008 doğumluların oyun grubu 9.30 11.30 arası haftada 3 gün.
Bahçesinde küçük bir parkı olan müstakil bir bina.
Sınıf kontenjanı 10 çocukla sınırlı, bir sınıf öğretmeni ve bir yardımcı öğretmeni olacak, ayrıca çocukların öz bakımlarıyla uğraşan bir yardımcı varmış. Anadili İngilizce olan bir eğitmen de onlara katılıp oyunlar oynatıp, şarkılar söyletiyormuş.
Ara öğün olarak beraber kek, börek yiyeceklermiş. Masayı kendileri kurup kaldıracakmış.

Buraya kadar benim aradığım özelliklere sahip bir okul. Ancak gene de diğerlerinde de aklım kalmadı değil. Hala acaba mılar gelip gidiyor.

• Bu sene için, çok kalabalık ve büyük yaş gruplarının olmamasını istemiştim. Diğer taraftan doğum yılına göre gruplanması da iyi aslında, bizimki tam ara bir ayda doğduğu için kendinden büyükler de küçükler de olacak. Bu yaşlarda birkaç ay hala fark yaratabiliyor.

• Bahçesi olması ilk etapta önemli değilmiş gibi geldi. Ama ne olursa olsun kurtlarını dökmesi için yaz kış dışarıda oynaması gerekli. Sabahları ayrıca parka uğramaya gerek kalmayacak. Şimdilik planım, okula 15 20 dakika erken gitmek, bir de çıkışta gene 15 20 dakika oynasa bize sabah faslı için yeterli olur. Kimi okul (veya eğitim kurumu) bunu önemli bir artı olarak sunup, çocuğunuzu her hava koşulunda bahçede oynaması için çıkartıyoruz diye satıyor. Bizim gitmeyi planladığımızın böyle bir şartı yok ancak böyle bir imkânı var, faydalanmak veliye kalmış.

• Bütün dersleri anadili İngilizce olan eğitmenlerle yürüten ve çocuğa dil öğretmek konusunda iddialı hiç de fena olmayan okullar var. Ancak fiyatları ortalamanın üzerinde, bize yürüme mesafesinde değil, en yakın olanı da çok kalabalık bir okul. Gene de yabancı bir dile kulak aşinalığı olmasını istiyordum. Bizimki bunu bir oyun gibi algılıyor ve yabancıları taklit etmekten çok hoşlanıyor, laf yetiştiriyor filan. Burada en kötüsünden bir iki şarkı öğrenir.

• Esas önemsediğim eğitmenin çocuğa yaklaşımı. Daha ara bir yaşta oldukları için, ziyaret ettiğim yerlerde çoğu eğitmen bu yaş grubuna bebekmiş gibi davranıyor. Her teşebbüsüne el atıp, çocuğa her ne yapıyorsa, bu sandalyeye çıkmak veya bir oyuncakla oynamak olabilir deneme imkânı tanımıyor.
Kayıttan önce gidip öğretmenimizle tanıştık. Türk’üz işte mesele çocuk olunca lafta mesafe olsa bile elimizi atmadan ona temas etmeden işleri yürütemiyoruz. İllaki bir agucuk bugucuk konduruyoruz. Bunlar da birer birey o şekilde davranılmasını istiyorum. Başkasının çocuğunu görünce ben de öyle oluyorum gerçi ama onların görevi bu. Belki de çocuk sevgisinden kaynaklanıyordur. Daha eğitim yılının başı, onca çocukla uğraşmaktan kafası şişince o da normale döner belki.

• Ziyaret ettiğim her okulda en az bir ara öğün veriliyor zaten. Kimi meyve, kimi bisküvi mühim olan çocukları bir arada toplayıp yemek yemelerine vesile olacak minik bir seremoni yapılması, masada beraber yemeğe teşvik. Bununla beraber kendi kendine el yıkamak, masa kurmak, kaldırmak, bardak çatal kullanabilmek gibi öğretilebilecek başka beceriler var. Kimi kurum bunu ciddiye alıp, pazarlamasında beceri kazandırma, sorumluluk bilinci oluşturma vb laflarla satış kozu olarak kullanıyor. Benim için de önemli bir kriter aslında. Alıcı olarak bunu da dikkate alıyordum. Burada da yapılacağı söyleniyor, göreceğiz bakalım. Masayı toplayacak eleman yetiştirmelerini istiyorum, evde çalıştırmak istiyorum.

Artıları eksileri, benzerlik ve farklılıkları, yıllık, aylık, saatlik fiyat farklarını dizdik. Sonuç, en yakın okul en makbuldür çıktı. Araba işin içine girince, İstanbul trafiği iş saati, yağmur vs gibi detaylara hiç girmeden düşündüğümüzde, evin kapısından çıkıp okulun kapısına varmak en yakın mesafe bile yarım saat. Zaten iki saat oyun oynamaya gidecek o kadar yol tepmeye gerek var mı dedik ve yürüme mesafesindeki okulda karar kıldık.
Daha sayacak tonla kriter var aslında ama diğer unsurlar gerçekten ikincil planda değerlendirildi. Onca kafa yorduk, sonuç tüm bu unsurlardan bağımsız çıktı.

‘Güvenilir ve yakın olan’

O yüzden doğru mu karar verdik hala emin olamıyorum ya. İçime sinmesi için başlayıp, yaşamamız gerekecek.

Anaokulu seçmek

Daha yaz başlamadan, önümüzdeki dönemde annesiz katılım gösterebileceği yeni bir oyun grubuna başlatmayı aklıma koymuştum.

Yakın çevremizdeki anaokullarını ve oyun gruplarını araştırdım. Ne kadar da çok seçenek varmış meğersem.

İlk ziyaretlerimde her şey o kadar yeni, laflar bir o kadar süslü, vaatler göz doldurucuydu. Bu pazarda daha taze olduğum sorularımdan, her halimden belli oluyordur. Cahil yolunacak bir kaz gibi hissettiğimi söylemeliyim.

Çocuk doktoruyla olan ilişki gibi, esas olan çocuk, hasta/müşteri alıcı o. Biz ebeveynler ise karar veren ve para ödeyeniz. Derme çatma bilgimize dayanarak doğru yaptıklarına kanaat getirip, çocuğu onların ellerine teslim edeceğiz ve güvenmek zorundayız.

Doktor seçerken de bu kadar zorlanmıştım. Doğru bir karar vereyim kapı kapı dolaşmayalım istedim. Okul için de aynı şekilde, içimize sinmesini, uzun soluklu bir ilişki olmasını temenni ediyorum hala…

Ezo Sunal, Gymboree, Small Hands, Early Steps, Play Barn, Mini Club, Montessorie, Eyüpoğlu, My Gym daha gitmediklerim de var.

Orff, One to zero, Montessorie, International Baccalaureate, Immersion, QCDA gibi gibi İngiliz, Amerikan, İtalyan, Alman kökenli çeşit çeşit eğitim programları var. Her kurum kullandığı programı anlatan seminerler düzenleniyor, dosyalar veriyor. Ayrı bir kürsü gibi bu, bir sürü okuma ve araştırma gerektiriyor, elbette ki internetten de bir bakılıyor. Eşe dosta konuya komşuya, parktaki annelere bir danışılıyor.

Alt tarafı haftada 3 gün 2 saat bir yerde oyun oynayacak değil mi?

Yok, bu işlere bulaşınca daha ileriki yaşlarla ilgili detaylar kulağına çalınıyor. Bilmem kim okulu 3 yaşında mülakatla diğeri şu yaşta kurayla alıyormuş. Bir anaokuluna kapak atıp lisesinden çıkmalıymış. Sonra sporu, müziği var bu işin. Onlarda kabiliyeti, şansı denenmeli ona da karar vermeliymiş. Şimdiden üniversite sınavına kadar ki süreci değerlendirmeye çalışırken buldum kendimi.

Bu arada, istemeden de olsa insan kendi tecrübelerini de devreye sokuyor.

Bayram öncesi kafam kazan gibi, ciddi bir yük var omuzlarımda… Ben karar vereceğim neticede, gerisi iplik söküğü…

Ama önce bayram
neşe dolmalı insan…

İYİ BAYRAMLAR

Oyun grupları

Henüz daha 4 aylıkken başladık oyun grubuna gitmeye. Aslında kendim için istedim başlamayı. Haftalık düzenli bir rutin oturtmak, sohbet edecek üç beş anne tanımak için… Programda anne bebek yogası da vardı.

Şimdi bakıyorum, çılgınlıkmış benimkisi, el kadar bir bebekmiş o dönemde… Ama o günlerde bana sorsanız koca adam olmuştu bile.

Hala devam ediyoruz. Geniş bir ailemiz ve etrafta çocuklu ahbap, akraba olmadığı için bana da, oğluma da sosyalleşme imkânı yaratıyor. Şimdi bizimkinin kankası, sınıftan bir arkadaşı, 3 ay araları var. İlk başlarda, o 3 ay çok büyük bir farktı, yürümeye başladıktan sonra o ara yavaş yavaş kapanmaya başladı. Birbirlerini görünce seviniyorlar, iki kafadar beraberken çığlık çığlığa kuduruyorlar. Uykuları varsa uykuları, aç olsalar da iştahları kaçıyor. Anneler olarak da iyi anlaşıyoruz, çocuk yetiştirme tarzlarımız da aşağı yukarı benziyor.

Ne de olsa çocuklar belli bir süre sonra anne, ebeveyn, yetişkin insan görmekten sıkılıyor, yaşıtlarla oynamak, etraflarında çocuk görmek istiyorlar. Mesela bizden 1 2 yaş büyük ağabeylere hayranız. Emeklerken, yürümelerine hayrandık, şimdi konuşmalarını pür dikkat, ağzımız açık izliyoruz. Yürümeye geçiş de bu gözlemlerin büyük faydasını gördüm, öğrenmeleri taklit etme üzerine kurulu olduğu için uygulamaya geçiş de hızlanıyor.

18inci ayıyla beraber ilişki kurma ve arkadaşlık etme namına büyük gelişim kaydetti. Eskiden sadece yan yana oynuyorlardı, şimdi ise oyuncak kavgası ediyorlar, birbirlerine bir şeyler alıp veriyorlar, biri diğerini taklit ediyor, kaçıp kovalamaca oynuyorlar…

Sanırım oyun grubuna katılıyor olmanın diğer bir kazanımı da, girdiği yabancı ortamlarda rahat davranabilmesi, yeni tanıştığı insanlara karşı çekingen olmaması. Bu ileride gerçekten bir kazamın mı olacak, İstanbul koşullarında bundan pek emin değilim açıkçası.

Bir diğer konu da, boya, hamur gibi etrafı kirletme olasılığı yüksek el işi becerilerini ev dışında geliştirme imkânı bulması. Gerçi el işinden şimdilik hiç haz etmedi, baskı için getirdikleri portakalı yedi, hamura dokunamadı bile içi bir fena oldu.

En azında ilgi alanı müzik konusunda açılımlarda bulunma fırsatı var. Değişik enstrümanlar, müzik türleri duyuyor, mikrofon nedir bir mevhum oluşuyor. Parti delisi oğlum, elinde marakaslar çılgınlar gibi dans ediyor.

Geçtiğimiz hafta yeni bir oyun merkezi daha denedim. Buranın farkı, saatlik giriş yapılabiliyor, gözetmen ablaların eşliğinde oyun oynuyorlar. Annelerin oyuna katılımları zorunlu değil, mekânın kafesinde kafa dinleyebiliyorlar. Şu dönemde, bakıcısı olmayan bir anne olarak bana velinimet gibi geldi. İki kere arkadaşlarımla gittim, sonunda bölünmeden iki çift laf edebildik. Muhteşem bir top havuzu var, çocuklarda anne lafı etmeden diledikleri gibi coştular. Uykularını teke düşürmüştü, iki seferdir eve dönerken pusette uyuyakaldı.

Son dönemlerde bu tip merkezlere gitmek konusunda tek çekincemiz hastalık kapmak oldu. Bir dönem farklı sebeplerden dolayı da olsa ara verdik. Ancak hayatımızdaki eksikliğini de hissettik. Sonuçta çocukların enerjilerini akıtmaları gerekiyor. Hava nasıl olursa olsun dışarı çıkmak, koşturmak çoluk çocuk görmek istiyorlar. Güzel İstanbul’um da ne yazık ki pek de çocuk dostu değil. Bir yuvaya, anaokuluna başlayana kadar, şehir sınırlarında kalmak zorunluysa bu tip gezilere vakit ve nakit ayırmaya devam edeceğim sanırım.

http://www.gymboreeturkey.com/
http://www.erenkoyplaybarn.com/
http://www.musictogetherist.com/
http://www.mygym.com.tr/